17 Temmuz 2018 Salı

5 maddede birinin sizi sevip sevmediğini anlayın.

                 Sevmek, eylem bildiren bir fiildir.

Bu durumda herhangi birinin duygularını bilmek için müneccim olmaya gerek yok demektir, beş maddelik bir eylem listesini check ederek, sevgiliniz, eşiniz, arkadaşınız sizi seviyor mu anlayabilirsiniz.

O zaman buyurun buradan yakın, ama sonunda ay ne kadar seviliyorum demek yerine canınız yanarsa sakın bana kızmayın..

1. Kendi isteklerinden sizin için feragat edebiliyor mu ?

Misal söz konusu kişi, kendi görmek istediği film yerine sizin görmek istediğiniz filmi izlemeye gidiyor mu ? Yoksa mütemadiyen onun istediği mekanlarda, zamanlarda, onun istediği şeylerle mi meşgul oluyorsunuz ? Sizi seven biri sürekli kendi isteklerini dayatmak yerine, kendi isteklerinden feragat edebilecektir. Tabii ki sürekli karşınızdaki insandan böyle bir fedakarlık bekleyerek öküze bağlamayın fakat ilişkide ki dengeyi bir gözden geçirin bakalım ortaya ne çıkıyor...

2. Sizin kendinizi nasıl hissettiğinizi önceliği olarak görüyor mu ?

Misal söz konusu kişi, çok eğlendiği bir partinin ortasında eğlenmeyi bırakıp başınız ağrıdığı için sizi eve bırakıyor mu ? Arkadaşınız kendi hayat mücadelesiyle meşgulken siz kendinizi daha iyi hissedebilin diye WhatsApp'dan yavru kedi videoları yolluyor mu , yada kendisinin keyfi yerindeyken sizin bir derdiniz olabileceğini hatırlayabiliyor mu ? Eşiniz gecenin bir yarısı rahat yatağından kalkıp size ağrı kesici almak için nöbetçi eczane arıyor mu ? Kısacası söz konusu kişi kendi içinde bulunduğu durumdan bağımsız olarak sizin kendinizi iyi hissedebilmeniz için eyleme geçiyor mu, sizi umursuyor mu ? Bir düşünün bakalım...

3. Size zaman ayırıyor mu ?

Sevgiliniz arkadaşlarından arta kalan zamanlarda mı sizinle görüşüyor ? Arkadaşınız kendi meşguliyetleri arasında sizin nasıl olduğunuzu soracak zamanı ayırıyor mu yoksa çok yoğundum arayamadım mı diyor ? Eşiniz işlerinin ve düşüncelerinin zihninde kapladığı yere rağmen size özel zamanlar yaratıyor mu ? Kısacası söz konusu kişi size ayırdığı zamanı bir öncelik haline getiriyor mu ? Sizin için önemli olan bir anda yanınızda oluyor mu ? Kısacası bir insanın sahip olduğu en değerli şey olan zamanda kapladığınız yer, aldığınız öncelik nedir bir kontrol edin bakalım...

4. Sınırlarınıza saygı gösteriyor mu ?

Arkadaşınız toplum içinde sizi zor duruma sokacak münasebetsiz şakalar mı yapıyor, samimiyetinizin zaman zaman sizi itin geri kalmış bölgeleriyle samimi hale soktuğunu mu hissediyorsunuz, yoksa arkadaşınız sizin rahatsız olacağınız durumların farkına vararak sınırlarınıza saygı göstermeyi mi tercih ediyor ? Eşiniz sevişirken sizi kendinizi sınırlarınızın ihlal edildiğini hissedeceğiniz şeylere mecbur bırakıyor mu, yoksa sınırlarınıza saygı mı gösteriyor ? Kısacası söz konusu kişi sizi rahatsız hissettirecek sınırlardan uzak duruyor mu ? Kendinizi huzursuz hissetmenize sebep olacak durumlara zorlanmış hissediyor musunuz ? İyice bir düşünün bakalım...

5. Sizi kusurlarınızla kabul ediyor mu ?

Sevgiliniz göbek yaptığınız için kendinizi kötü hissetmenize sebep olacak davranışlar mı sergiliyor ? Arkadaşınız zayıflıklarınız üzerinden sizi sürekli tahkir mi ediyor ? Eşiniz sabah dağınık saçlarla, fırçalanmamış dişlerle, aşırı sıcaktan ter içinde kalmışken size ne kadar güzel olduğunuzu söyleyip dudağınıza öpücük kondura biliyor mu ? Kısacası söz konusu kişi en kötü anlarınızda bile sizde ki özelliği görebiliyor mu ? Söz konusu kişi en kötü hallerinizde bile sizdeki güzelliği görebiliyor mu ? Bir hatırlayın bakalım..



Bütün bunların çoğunluğunu eyleme döken biri sizi seviyor demektir, bu eylemlerden uzak birinin size karşı hiçbir duygusu yoktur diyemem,belki sevmeyi bilmiyordur, ama sevmek fiilinden yoksun bu kişi herkimse, sakince yüreğinizdeki sevgiyi bir kenara bırakın ve yavaşça olay mahalinden uzaklaşın diyebilirim.

8 Eylül 2017 Cuma

Gözünüze sokmak istedim..

Düşünün, doğumunuzdan ölümünüze,çoğu zaman gün ışığı görmeyen, tel bir kafesin içine tıkılıyorsunuz, ayaklarınız tel demirlere basmaktan, arasına takılmaktan, kimi zaman kangren oluyor,hatta kopuyor, her zaman yaralanıp acıyor, her doğurganlık döneminizde zorla çiftleştirilip çocuk yapmaya zorlanıyorsunuz, sağlıksız koşullar yüzünden bebeklerinizin yarısı telef oluyor, hiç bir sağlık hizmeti almıyorsunuz, gözleriniz iltihaplı veya görmez hale gelmiş,dişleriniz dökülmüş, üzerinize hiç su değmemiş ve hiç güneşli bir günde çimenlere yayılmamışsınız,başınız bir kere okşanmamış, saçlarınız birbirine dolanmış öyle ki cildiniz yara içinde, kendi yaptığınız tuvaletin içinde yaşamaya mahkumsunuz...


İşte bu kabus gibi senaryoyu, ölmek üzereyken kafeslerinden alınıp çöpe atılan, yavru köpek fabrikası sakinleri sürekli yaşıyor...

Üretim için tutulan köpeklerin ahvali bu.

Gözle görünce bile aklın almadığı bir vahşet resmen.

Bu yavru fabrikaları dünyanın her yerinde mevcut ne yazık ki, ülkemize buralarda üretilen yavrular çoğunlukla Romanya, Bulgaristan, Gürcistan, Rusya gibi ülkeler üzerinden kaçak sokuluyor,ya tırların gizli bölmelerinde, yada uyuşturulmuş halde valizlerde... birde tabii direk ülkemizde üretilenler var ki, onların da hali içler acısı.                 
Peki buradan gelen yavrulara ne oluyor derseniz, o pet shop vitrinlerinde sıra sıra gördüğünüz yavrular bunlar işte, muhtemelen sorduğunuzda pet shop sahiplerinin asla kabul etmeyeceği gerçek bu, size sahte karneler ve aşı bilgileri, veterinerden sağlık raporu falan göstererek yalan söylemekte sakınca görmeyeceklerine emin olabilirsiniz, eve götürüp, sevip, kalbinize aldığınız yavru yüksek ihtimalle gençlik hastalığından öldüğündeyse, ya ne olacak yenisi verelim derler, yada bizdeyken hasta değildi derler, en beteri de üzerine biraz daha para verin daha güzel bir yavru verelim size bile derler.

Sürekli olarak pet shoplardan yavru kedi, köpek almayın dendiğini duyduğunuza eminim, nedenini fotoğraflarıyla gözünüze sokmak istedim.

Hatta bu tarz satış yapan dükkanlardan evcil hayvanınız için gerekli malzemeleri temin etmekten bile sakının, bu zalimliği hiç bir şekilde desteklemeyin, şahit olduğunuz bu tarz mekanları gerekli yerlere şikayet edin, elbette ülkemizde bu işi hakkıyla yapan bir kaç üretici var, ama gerçekten bir kaç tane, o yüzden yavru alırken araştırmanızı çok iyi yapın, hatta mümkünse satın almayın sahiplenin.



27 Haziran 2017 Salı

Ellerime Teşekkürler


Teşekkürler,
Tutmadınız içimde kalanları, bazen siyah beyaz, bazen rengarenk döktünüz kağıtlara,bazen mutlu sonlar yazdınız en acı hikayelere, çocukça bir masumiyetle tutundunuz satırlara.


Bazen aldığınızla, bazen verdiğinizle yüzlerde gülümseme oldunuz.


Teşekkürler,
Hiç bir dostun elini bırakmadınız ve son nefeslerinde sevdiklerinizin, teşekkürler ikea talimatlarıyla başa çıkabildiğiniz için...


Teşekkür ederim kalbimin üzerinde durduğunuz için, ve yüreğimi avucunuzda tutmaya korkmadığınız için...


Teşekkürler ruhumu özgür bıraktığınız için, çektiğiniz her fotoğrafta, yaptığınız her resimde ve tasarladığınız her şeyde.


Teşekkürler birinin sizi tutmasını beklemediğiniz için...


Vurduğunuz her kadehe, sildiğiniz her yaşa teşekkürler.


Öğrenmekten yorulmadığınız için teşekkürler.


Teşekkür ederim yalansız yaşamınıza, teşekkür ederim riyasız el sıkışlarınıza, yaranızdan, derdinizden, yalnızlığınızdan şikayet etmediğiniz için teşekkürler.


Okşadığınız her çocuk başı için, doyurduğunuz her varlık için teşekkürler.


Sizinle ne verdiysem benimle gelir mi bilmem, bunun hesabını tutmadığınız için teşekkürler.


Dayanamayacağınız yükleri üzerinize bindirdiğimde kaçmadığınız için teşekkürler.


Dilerim düşmeyin hiç bir zaman güçten, ve dilerim muhtaç olmayın, ve yinede tutulun sevgiyle.


Çünkü siz alkışla kutlarken, yada öpülürken aşkla veya minnetle, hiç şımarmadınız ve nankörlük etmediniz, ve hiç yalan söylemediniz hissettikleriniz üzerine...


Çoktan bir teşekkürü hakettiniz.


Gücünüzü nereden aldınız bilmem, ama sizi siz yapan her şeye ve herkese teşekkürler.



25 Temmuz 2016 Pazartesi

Acıların Pikachusu

Sanırım orta okula başladığım yıllardı, bir sonbahar günü servisten inip, bahçede mevsimin rengini döndürdüğü ağaçlara bakakaldığımı hatırlıyorum, uzunca bir süre oturup, tabiri caizse aval aval bir hayranlıkla ağaçlara bakmıştım, her bir yaprağa, birbirine geçen kırmızının tonlarına, toprağın naif kokusuna takılıp kaldığımı hatırlıyorum, doğaya, yapılara, insanlara her ayrıntıya heves ve merakla, yeni doğmuş bir bebeğin hayranlığı ile bakmak bütün çocukluğumun en temel davranış biçimi sayılabilir aslında.

Aynı yaşlarda mahallede çekirdek çitlediğimiz arkadaşlarımızdan biri sağır ve dilsizdi, bir diğeri bizimle aynı yaşlarda olmasına rağmen başörtüsü takan, ailesi haram dediği için hijyenik ped dahi kullanamayan, onun yerine eski moda bez bağlayarak idare etmeye çalışan bir kızdı.

O dönemlerde sağır arkadaşımız sayesinde işaret dilini öğrendiğimizi hatırlıyorum, o yıllarda grup içerisinde hiç bir sohbetten, konudan geri kalmadığına, üstelikte kendini bizlerden farklı hissetmek zorunda olmadığına emin olabilirsiniz, baş örtülü arkadaşımızın evine gidip geldiğimizi, ailesi ile muhabbet ettiğimizi hatırlıyorum, ne bize kendi yaşam tarzlarını empoze etmeye çalıştılar, ne de kızlarına bizimle görüşmemesini söylediler,ne bizler ve ailelerimiz negatif bir tavır içinde olduk, oldukça ekstrem sayılabilecek davranışlarına rağmen(televizyonu içine kuran konulmuş bir çuvala sokup ağzını dikmek gibi), son derece doğal ve olağan bir arkadaşlık sürdürebildik.

Bunları neden mi anlatıyorum, çünkü bunlar yaşanırken her birimiz daha çocuktuk, ama küçük dünyamız bir ütopya kadar güzeldi, belki kendi evimizin kapısını kapattığımızda, yada yalnız kaldığımızda sıkıntılıydı, endişeliydi, ama bir sürü rengin bir araya geldiği mahallemizin çocukları sokakta buluştuğunda işte o zaman dünya mükemmeldi.

Geçen gün televizyonda, pokemon go oynayan, pokemon avına çıkmış gençlerin röportajını seyrettim, '' abi saatlerdir yürüyorum'' dedi birisi, '' aslında bizim için iyi oldu, ben hep evde bilgisayar başında oturan bir çocuktum, şimdi yürüyorum, aynı oyunu oynayan insanlarla tanışıyorum''. 

Bir an ne düşüneceğimi şaşırdım, dürüst olmak gerekirse, çocuk haklıydı, en azından yürüyor, en azından sokağa çıkıyor, en azından gerçek insanlarla iletişim kuruyordu, fakat ne sokaklara bakıyor, ne ağaçlara hayran oluyor, ne gördüğü insanları anlıyordu, aynı anda hem gerçekti hayatı, lakin gerçekliği sanaldı...

Acıların Pikachusu oldum işte o an ben, deniz kenarına indim, martıların umutla suya pike yapışlarını, yüzünde kavruk çizgileriyle adamların olta atışını izledim, ciğerim yanana kadar tuz kokusunu içime çektim, gün batarken üzerime düşen kızıllık saçlarımı okşuyor sandım yine, sonra korktum, yalnız kalmaktan, kendi varlığını, kendi ruhunun sesini duymaktan korkan, dünyayı, hayatı az bulan, gerçek renklerin, gerçek dertlerin fazla geldiği çocuklar için korktum, korktum asla bir kedinin tüylerinde ki desene hayran olamayacaklar diye, korktum hiç bir zaman bir sevgilinin kahkülüne şiir yazamayacaklar diye, korktum İstanbul'un eski sokaklarının esnaf hikayelerini hiç duyamayacaklar diye, o binalara, Galata Kulesine, surlara ellerini dayayıp yüzyıllar evvelin hayali ile hiç heyecanlanmayacaklar diye...

Hep böyle kaçacaklar, hep böyle ortasında ama dışında, hep böyle kendi başlarına ama kendilerinden uzakta, hep böyle yalnızlığını, kendi sesini duymamak için kalabalık, gürültülü, ama sanal olacaklar diye...

Bu oynadıkları oyunlar sayesinde başarının daha zengin,güçlü ve başkalarından fazlasına sahip olmak olduğuna şartlanacaklar diye korktum.

Teknoloji ile hiç bir derdim yok, değişimin, gelişimin önünde durulmaz, durulmamalı da, yeni neslin teknolojiye olan yatkınlığı ile, bilgiye ulaşma imkanlarının, pratik ve teknik zekalarının gelişebileceğine inanıyorum ve eğitimlerinde günlük yaşamlarında asla gelişen teknolojiden geri kalmamaları gerektiğini düşünüyorum, ama bir taraftan da yan etkilerden korkuyorum işte elimde değil.

Sorun teknoloji değil yani aslında, işin kötü tarafı önceki nesillerde bu semptomların oranı %50 idiyse, yani gençlerin, çocukların yarısı teknolojiden bağımsız zaten bu bakışı, bu yaşamsal tutumu ailelerinden görmüş yada kendiliğinden benimsemişse, şimdi yeni nesil tek bir fişe bağlanan, kablolaları çoklu prize takılmış tost makinaları gibi, formlarını aynı noktadan etkilenerek oluştururken, vehametin çoğalacağından endişe etmemek mümkün değil.

Birde sosyal medyada gözlemlediğim, bu oyunu oynayan kazık kadar adamların çokluğu, açıkçası genç kızlarla tanışmak için bundan daha uyanık bir yol olamayacağını farketmelerinin bu kadar kısa sürmesine şaşırmamak mümkün değil, takdire şayan bir açlık, ürkütücü, üstelik genç kızlar ve oğlanlara masumane hislerle yaklaşmaktan çok uzak, çok kötü niyetli insanlar için resmen bir pazar, üstelik yurt dışında sokak aralarında pokemon olan yerlerde tuzak kurup bekleyip, geleni gideni soyan hırsızların haberleri de geliyor, yani böyle tehlikelerde var, ama asla ve asla hiç bir yasak saydığım sorunların hiç birinin çözümü olamaz, zaten bu devirde artık yasak da olamaz, ülkemizde resmen hizmete sunulmamış bir oyundan bahsediyoruz düşünsenize, kime neyi yasaklıyorsun yani..

Bunun tek çözümü çocuklara denge kurmayı öğretmekten geçiyor, sanal ve gerçek arasında, görebilen çocuklar yetiştirmek gerek, tehlikeyi de görebilen, dünyanın güzel renklerini de, çok zor değil aslında, gerçekten değil...

Bu dengeyi kurabilen çocuklar, hangi oyunu oynarlarsa oynasınlar, gerçekliklerine bir ufak neşeli renk katmış olacaklar, ve o çocuklar bizim desteğimizle bizim hayallerimizin ötesinde anlayışlı, özgür ve barış dolu bir dünya kuracaklar belki de...

İnsanların kendi mutluluklarına, güzelliklerine, kim olduklarına aldıkları like sayısı üzerinden karar vermelerinin vehametinden de korkmamak mümkün değil, yeni doğmuş bebeğinizin sevimliliğini, arkadaşlarınızla gittiginiz tatilin ne kadar eğlenceli olduğunu, ne kadar iyi bir anne, baba olduğunuzu, yediğiniz yemeğin lezzetini, yaşadığınız aşkın yüceliğini bile gerçekten yaşayarak hissetmek yerine, sanal alemde puanlamaya açan, imkansız güzellik takıntılarının peşine düşmüş, yalan hayatlı, yalancı insanlar olursak, nasıl örnek olacağız peki çocuklarımıza...


Bizde aynı alemin, başka bir tuzağında kaybolursak, çocuklarımızdan, gençlerimizden ne bekleyebiliriz, içi boş, altında hikayesi olmayan, bak bana ne kadar güzelim dediğimiz, çaresizce beni sevin diye, beğenin, kıskanın, arzulayın diye bağırdığımız sosyal medya hesaplarımızla mı öğreteceğiz çocuklarımıza denge kurmayı, gerçekliği, yaşamayı...

Çocuklarınızı klimaya alıştırırsanız, havanın kokusunu asla öğrenemez, bir ağustos günü, dağ yollarında, çamlar arasında şarkılar söylerken camı açmazsanız, vuramaz yüzünüze çamın, dağın, hayatın kokusu, siz bırakmazsanız yaşarken yaşadığınızdan şüphe etmeyi, tüm benliğinizle en iyi ve en kötü günlerin içinden geçmeyi beceremezseniz, çocuklarınıza da öğretemezsiniz.

Eğer, mehtap akşamlarında toplanıp, birlikte şarkı söyleyen çocuklar istiyorsanız, başka yolunuz yok.

27 Haziran 2016 Pazartesi

AYRICALIK TESTİ

Hiç '' acaba ne kadar şanslı doğdum '' diye düşündünüz mü ?

Eğer bu sorunun cevabını merak ediyorsanız, global olarak kabul görmüş normlar üzerinden hazırlanan bu testi çözerek cevaba ulaşabilirsiniz.

Şimdi elinize bir kalem alın, aşağıda ki yüz soruya verdiğiniz her '' evet '' cevabı için kağıdınıza  '' 1 '' puan yazın.

1.  Beyaz ırktanım.
2. Ten rengim yüzünden ayrımcılığa hiç maruz kalmadım.
3. Bulunduğum ortamda mensup olduğum etnik kökenden olan tek insan hiç olmadım.
4. Aksanım yüzünden benimle hiç alay edilmedi.
5. Bana hiç etnik kökenine göre iyi birisin, yada etnik kökenine rağmen çekicisin denilmedi.
6. Etnik kökenim yüzünden hiç şiddete uğramadım.
7. Bana hiç kendi etnik kökenimden olmayan biri gibi konuştuğum söylenmedi.
8. Bana hiç etnik kökenimin önemsiz bir azınlık olduğu söylenmedi.
9. Yabancı biri saçıma dokunmayı istemedi veya saçımın gerçek olup olmadığını hiç sormadı.
10. Heteroseksüelim.
11. Hiç bir zaman cinsel kimliğim konusunda yalan söylemedim.
12. Hiç bir zaman cinsel kimliğim üzerine açıklama yapmak zorunda kalmadım.
13. Bana hiç bir zaman '' ibne '' '' nonoş '' gb şeyler denilmedi.
14. Bana hiç bir zaman '' sevici '' gb şeyler denilmedi.
15. Bana hiç bir zaman gay insanları aşağılamak için kullanılan hakaret ve sıfatlar yakıştırılmadı.
16. Hiç bir zaman cinsel kimliğimi saklamaya çalışmadım.
17. Kamuya açık alanlarda sevgilimle el ele tutuşmak gibi yakınlıklar kurmaktan çekinmiyorum.
18. Sevgilimle hiç bir zaman sadece arkadaşmışız gibi davranmak zorunda kalmadım.
19. Hiç bir zaman dinim, mezhebim yada cinsel eğilimlerim yüzünden dışlanmadım.
20. Hiç bir zaman bana cinsel tercihim yüzünden cehennemde yanacağım, yada yanmam gerektiği söylenmedi.
21. Bana hiç bir zaman cinsel tercihimin geçici bir dönem olduğu söylenmedi.
22. Cinsel tercihim yüzünden şiddet ile tehdit edilmedim.
23. Ben bir erkeğim.
24. Doğduğum cinsiyetle kendimi özdeşleştiriyor ve mutlu hissediyorum.
25. Hala doğduğum cinsiyetle kendimi tanımlıyorum.
26. Hiç bir zaman cinsiyetimi değiştirmeyi düşünmedim yada cinsiyetimi değiştirmedim.
27. Hiç bir zaman cinsiyetim yüzünden bir fırsattan yada işten mahrum kalmadım.
30. Benimle farklı cinsiyetten olan aynı seviyede ki çalışanlara göre daha fazla para kazanıyorum.
31. Hiç bir zaman cinsiyetim yüzünden kendimi güvende değilmiş gibi hissetmedim.
32. Bana sokakta hiç bir zaman laf atılmadı ve sarkıntılık edilmedi.
33. Hiç bir zaman cinsel tacize uğramadım.
34. Hiç tecavüze uğramadım.
35. Düzenli maaşı olan bir işte çalışıyorum.
36. Ailem ve ben asla açlık sınırında yaşamadık.
37. Öğrenci kredisi yada banka borcum yok.
38. Yatağa hiç aç girmedim.
39. Hiç evsiz kalmadım.
40. Faturalarımın bir kısmını ailem ödüyor.
41. Faturalarımın tamamını ailem ödüyor.
42. Toplu taşımayı kullanmak zorunda değilim.
43. Her ay en azından bir adet yeni giysi alabiliyorum.
44. Vergi ödemelerimi kendim ayarlamak zorunda değilim.
45. Kendimi hiç fakir hissetmedim.
46. Kirayı ödeyebilmek konusunda endişe duyduğum olmadı.
47. Hiç garsonluk, tezgahtarlık gibi işlerde çalışmadım.
48. Ödeme almadığım staj programında çalıştığım oldu.
49. Ödeme almadığım bir çok staj programına katıldım.
50. Eğitim yada gezi için yaz kamplarına katıldığım oldu.
51. Özel okula gittim.
52. Liseyi bitirdim.
53. Seçkin bir üniversiteye gittim.
54. Üniversiteyi bitirdim.
55. Ailem okul masraflarıma katkıda bulundu.
56. Ehliyet alacak yaşa geldiğimde arabam vardı.
57. Hiç bir zaman ev yada oda arkadaşım olmadı.
58. Paralı televizyon sunucusu kullanıyorum.
59. Yabancı ülke veya ülkelere seyahat ettim.
60. Yılda en az bir kez yurt dışına çıkabiliyorum.
61. Yurt dışında okudum.
62. Para biriktirmek için öğün atladığım hiç olmadı.
63. Öğrenci kredisi almak zorunda kalmadım.
64. Yaz tatillerimi yurt dışında geçiriyorum.
65. Uçuş mili biriktiriyorum.
66. Ailem heteroseksüel.
67. Annem ve babam hayatta.
68. Annem ve babam hala evli.
69. Fiziksel engelli değilim.
70. Sosyal engelli değilim.
71. Öğrenme güçlüğünden muzdarip değilim.
72. Hiç bir zaman yeme bozukluklarından yakınmadım.
73. Hiç depresyona girmedim.
74. Hiç intiharı düşünmedim.
75. Hiç intihara teşebbüs etmedim.
76. Ruhsal sağlığım için ilaç kullanmadım.
77. Sosyal güvencem yada ihtiyacım olan tedavi ve ilaca ulaşacak maddi imkanım var.
78. Bana hiç kilolu yada sıska olduğum söylenmedi.
79. Hiç bir zaman kilolu yada sıska hissetmedim.
80. Vücut yapım yüzünden hiç alay konusu olmadım.
81. Kendimi fiziksel olarak çekici buluyorum.
82. Terapiste verecek param var.
83. Reçeteli ilaç kullandığım oluyor.
84. Hiç bir zaman bir bağımlılık sahibi olmadım.
85. Dini inancım yüzünden hiç aşağılanmadım.
86. Dini inancım yüzünden şiddet ile tehdit edilmedim.
87. Dini inancım yüzünden saldırıya uğramadım.
88. Bulunduğum yerde dinimin gereklerini uygulayabileceğim dinime uygun bir ibadet mekanı var.
89. Kendimi korumak adına etnik kökenim hakkında hiç yalan söylemedim.
90. Kendimi korumak adına dinim, mezhebim, inancım konusunda hiç yalan söylemedim.
91. Çalıştığım bütün iş yerleri dini inancımın gereklerine saygılıydı.
92. Hava alanı güvenliğinden geçerken gergin olmuyorum.
93. Hiç bir zaman ikincil pasaport kontrolünden geçmeniz gerekiyor sözünü işitmedim.
94. Bana hiç bir zaman terörist gözüyle bakılmadı.
95. Beni dinimden kurtarmaya çalışan hiç olmadı.
96. Olduğum kişi yüzünden sanal ortamda zorbalığa maruz kalmadım.
97. Olduğum kişi yüzünden çocukken zorbalığa uğramadım.
98. Kendimi kim olduğumu niteleyen özelliklerimin hiç birinden uzaklaştırmak zorunda kalmadım.
99. Bana ait özelliklerin hiç biri yüzünden sürekli bir farkındalık halinde olmadım.
100. Kendimi doğumumla gelen kimliğim ve özelliklerim açısından şanslı hissediyorum.

Evet yüz sorunun hepsine sabırla cevap verdiğinize göre, evetleriniz için aldığınız puanları toplayıp 100 üzerinden aldığınız ayrıcalık puanını öğrenebilirsiniz artık, misal 100 sorudan 50 sine evet dediyseniz, %50 ayrıcalık puanı aldınız demektir.

Peki arkadaşım bunu çözdük puanımızı aldık, kimimizin içi karardı, kimimiz ohh ne şanslıyım dedi, hatta bazımız talihinden utanır gibi oldu da ne oldu yani diyorsanız, bence bu testin en güzel tarafı, ister yüksek puan almış olun ister düşük, ister çok ayrıcalıklı sayılın ister az, size başka hayatlara, başka insanların yaşadığı haksızlık veya zorluklar üzerine empati yapma fırsatı vermesi, düşünmek anlamak adına bir kapı açması ve hiç bir şeyi değiştiremiyorsanız kendi bakışınızı, tavrınızı değiştirerek dünyayı başkaları için daha şanslı bir yer haline getirmek için bir atılım motivasyonu vermesi.

Şimdi gözünüzü açıp sizde dahil kimsenin şanssız olmadığı bir dünya yaratmanın tam sırası değil mi ?

Belki herkesi ben mi kurtaracağım, dünyayı ben mi değiştireceğim diyorsunuz, Sartre '' cehennem diğer insanlardır '' demiş, hiç bir şey yapmasanız, kimsenin cehennemi olmayın yeter.

27 Mayıs 2016 Cuma

Yerse Turizm Seyahat

Metro Turizm muavini, uyuyan yolcunun suratına boşalıverdiğinden beri, bazı ülkelerde kadınların tahta olsun, kumaş olsun, çeşitli maske varyasyonları ile dolaşması gözüme makul gelmeye başladı...
Sonra böyle kulaklarımda çınladı dalga dalga bazı söylemler...

“ Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masum."

“ Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın."

“ Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün."

“ Kızlarına sahip çıksalarmış."

“ Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik."

“ Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek."

“ Türk kadını evinin süsüdür. "

'' Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum ''

'' O saatte orada ne işi varmış ''

" Kahkaha atan kadın iffetsizdir "

" Hamile kadın sokakta dolaşamaz "


vs vs vs...

Valla ben demiyorum.

Her birini kim ne zaman demiş google' a danışabilirsiniz, tabii aklınızdan silebildiyseniz, ben şahsen silemiyorum...
E zaten 6 yaşında çocukla evlenebilir, öz kızınıza hallenebilir, diz kapağı gördüğünüz yerde çadırı kurabilirsiniz, bu durumda neden utanmadan yalnız seyahat eden bir kadının suratını mübarek spermlerinizle şereflendiremeyesiniz ki ? Bu seyahat öyle bir seyahat, yani  Yerse Turizm Seyahat hepinize hayırlı yolculuklar diler... Yerseniz.

İstikameti bildirmeye gerek var mı bilemiyorum...
Zaten çocuklarımızda tecavüze alıştı artık, ne yapacaksın büyümenin fıtratı bu...
En kötü yolculuk sonunda zayiat verirseniz ölen eşinizle veda seksi yaparsınız, çok acıkırsanız da kesip yersiniz karınızı, yolun sonu öyle bir ziyafete çıkıyor yani,
Hadi iyisiniz...

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Herkesin anneler günü kutlu olsun, seninki hariç...

Evet sen, sana söylüyorum,

Vajinasından bebek çıkardı diye bütün günahları silindi sanan kahpe ruh, bir koca buldum, çocuk yaptım diye hanımefendi oldum havalarına giren zavallı, senin anneler günün falan kutlu olmasın...

Sosyal medyada bütün infosunu bilmem kimin annesi, bilmem kimin karısı yapan, kadını birilerinin anası,bacısı, karısı olmakla insan sayan, kadının birey olarak, insan olarak kim olduğunun aileyi, toplumu, memleketin geleceğini belirlediğini unutan, kocasına sevimli görünmekten, analığını sömürmekten başka derdi olmayan embesil, senin de anneler günün kutlu olmasın...

İki çocuk yapınca, ay dün gece uykusuz kaldım ama bugün spordayım selfiesi atan, kendini süper anne olarak niteleyen, tüm dünyanın bilgisi ve imkanı parmak uçlarındayken düşünce tembeli olan, memleketi batsa, dünya yansa paradan başka derdi olmayan, ülkesinin sırtında taş taşıyıp, on çocuk yapmaya mecbur kalan emekçi analarına saygısı olmayan, ne çocukken gelin edilenleri ne tecavüze uğrayan kadınları, çocukları, ne namus cinayetine kurban gidenleri aklının ucundan bile geçirmeyen gamsız plaza kaşarı, senin de anneler günün kutlu olmasın...

Bütün derdi kızının en münasip kocayı bulması olan, oğlunu '' kadın '' kelimesinden bile korkan bir öküz olarak yetiştiren karga, senin de anneler günün kutlu olmasın, senin yetiştirdiğin salyalı öküzler zindan ediyor bu memleketi senin hemcinslerine...

Başka anaların çektiğine sırtını dönen kör köstebek, senin de anneler günün kutlu olmasın, memleketinin doğusunda birilerinin masum evlatlarının başına bombalar yağarken, muktedirler çocuklarının geleceğini, özgürlüğünü çalarken, meydanlarda elinde barış çiçekleri tutan gençlerin beyni patlayıp gözü çıkarken, fidan gibi ana kuzusu mehmetçik haysiyetsiz politikalara kurban giderken ciğeri yanmayan, dünyanın öbür ucunda bile olsa bir ananın çocuğunun karnını doyuramamasından utanç duymayan, zalimden yana duran vicdansız yılan, senin de anneler günün kutlu olmasın...

Kendisi doğurmadığı halde hayatını bu ülkenin çocuklarına ışık olmaya adamış kadınlara kötü gözle bakan şeytan, senin de anneler günün kutlu olmasın...

Dünyanın bütün anaları çocuklarını refah içinde yetiştirebilsin diye, ilacı, yemeği, suyu olmayan hiç bir ana, hiç bir çocuk kalmasın diye, dünyanın bütün kadınları için eşitlik isteyen, hak ve özgürlük isteyen, her gün senin hayal edemeyeceğin dertlerle dertlenen kadınlara destek yerine köstek olan, at gözlüklü katır, senin de anneler günün kutlu olmasın...

Nene Hatun desem, Halide Edip Adıvar desem, o ne yenir mi acaba diyen cahil salatalık, bu toprağın kadını nasıl bir kahramandır, kadın toplumu nasıl sırtlar ve ileri taşır anlamayan, düşünmeyen kara sinek, senin de anneler günün kutlu olmasın...

Dünyada hiç bir şeye sevgisi, saygısı olmayan, doğayı katleden, sokakta kedi tekmeleyen, insanları ayıran, dinini kar amaçlı kullanan, görgüsüz,terbiyesiz,ruhsuz çocuklar büyüten, haşere gibi insan yetiştiren dünya haini, senin de anneler günün hiç mi hiç kutlu olmasın emi...