24 Ocak 2016 Pazar

Bir garip Oscar muhabbeti daha..

Bu fotoğraf her ödül alanın teşekkür ettiği Akademinin bu yıl ki üyelerini merak edenlere.




Oscar adayları açıklandığına göre bende yıllık bir garip Oscar muhabbetimi gönül rahatlığı ile yapabilirim artık, fakat Oscar'ı kim alırdan evvel herkesin izlemesi gereken iki Oscar adayı filmden biraz bahsetmek istiyorum, bunlardan ilki Spotlight.

Spotlight, Tom McCarthy'nin akıcı anlatımı, Mark Ruffalo, Michael Keaton, Rachel McAdams, Liv Schreiber, John Slattery gibi aktörlerin son derece yumuşak, gerçekçi, zorlama olmayan oyunculuğu ile izlemesi çok rahat bir film, ama izlemenin şart olmasının sebebi bunlar değil, herkesin bu filmi izleyip neden özgür habercilere ve haber kanallarına ihtiyacımız olduğunu düşünmesi gereken bir çağda yaşıyoruz, neden bağımsız, aklı ve vicdanı hür yargıçlara, korkusuz medya patronlarına, neden sistemden mağdur olan insanları bir araya getiren dernek ve vakıflara, ve hatta neden ahlaklı avukatlara ihtiyacımız olduğunu yeniden anlamak düşünmek için iyi bir fırsat bu film.

Amerika'da Papazların çocuklara taciz ve tecavüz rezaleti etrafında gelişen bu filmi izlerken, kullanılan hangi din olursa olsun, kurumların, din adına otorite sahibi olanların, yaşananlara göz yuman din taraftarlarının, nasıl sorunun bir parçası olduğunu hatırlamak için izlemek gerek bu filmi, çünkü bir papazın dini kullanarak çocuklara tecavüz etmesi ile, bir müslümanın dini alet ederek küçücük kız çocuklarıyla evlenmesi arasında özünde hiç fark yok.

İzlenmesi şart olan ikinci film ise The Big Short. Adam McKay'in Ekonomik Krizi neredeyse aptala anlatır gibi anlatmayı başararak anlaşılır kıldığı bu filmde yine bir sistem eleştirisi, Paranın Parayı çektiği gerçeğinin yanında, bu dünyada eninde sonunda felaketin yalnızca garibanı vurduğunu görmeyi sağlayan bir film.

Netice itibariyle izleyip bol bol '' fuck the system '' diyeceğiniz bu iki film kesinlikle bu yılın herkesin izlemesi gerekenler listesinin başını çekiyor, herkes diyorum çünkü ne sinemasever olmanıza, ne sinema gözünüz, ne bilginiz olmasına gerek var, her hangi bir özel ilgi alanına misal çizgi roman kahramanlarına bağlı kalmadan dünya üzerinde herkesi ilgilendirebilecek meselelerden ibaret bu filmler.

İşin Oscar kısmına gelirsek, Spotlight eğer en iyi film ödülünü kaçırırsa, en iyi özgün senaryo ödülünü kesinlikle kaçırmayacaktır diye düşünüyorum, The Big Short da bu noktada en iyi uyarlama senaryo ödülünü büyük ihtimalle kaçırmayacaktır fakat onun dışında ki ödüllere gelince iş, çok adaylık bol hayal kırıklığına dönüşebilir gidişatı, gerçi bu yıl ki akademi tercihlerinde çok sorunlar olduğunu düşünüyorum, hiç güven vermeyen bir durumdalar bence, zaten akademi üyelerinin çeşitlilik bakımından yetersiz olması amerikan medyasının gündemini meşgul ediyor, fakat tek sorunda bu değil bence, misal bu yıl The Big Short'da Steve Carell'a adaylık verilmemesi, onuncu kez aynı '' weirdo '' noktasında oynayan Christian Bale'in göz önünde bulundurulması, iş en iyi film müziği noktasına geldiğinde Eminem'in Southpaw soundtrack'inde yaptığı çok başarılı işin tamamen gözardı edilmiş olması daha başında bütün güveni sarsıyor.

Kısacası bu yıl ki Oscar akademisi de bize sonunda '' fuck the system '' dedirtmez diye umuyorum.

En iyi aktör noktasında The Revenant ile Leo' nun nihayet Oscar alacağı fikrim değişmiş değil, Ayrıca The Revenant en iyi kurgu, en iyi sinematografi gibi noktalarda da ödülleri toplayacak gibi duruyor, bu film, yönetmeni ve Leo için detaylı yazıma buradan ulaşabilirsiniz.  ( İsmiyle müsemma The Revenant ve Leo' nun Oscar sorunsalı.. )

En iyi ses kurgusu ödülü kanımca Mad Max' e giderken, en iyi animasyon filmi olarak bu yıl Inside Out gözüme rakipsiz görünüyor.

Benim için bu yılın en overrated filmi olan, müzikal ve komedi başlığı altına nasıl sokulduğunu kavramakta güçlük çektiğim The Martian, Golden Globe da yakaladığı ödül grafiğini Oscar'da sürdüremeyecektir diye düşünüyorum, yine en iyi yardımcı oyuncu dalında Creed de ki rolü ile Golden Globe alan Stallone'un da aynı dalda Oscar alma ihtimali benim gözümde çok zayıf.

Son olarak her ne kadar düşünmeye ve karınca misali yangına su taşımaya ömrüm yettikçe devam edecek olsamda, bu bir garip Oscar muhabbetimi The Big Short Filminden hislerime tercüman birkaç alıntı paylaşarak bitirmeden de edemeyeceğim ne yazık ki...

From Haruki Murakami's novel : everyone, deep in their hearts, is waiting for the end of the world to come.

Over heard in a D.C bar : Truth is like poetry, and most people fucking hate poetry.



PS: Yorumlarının blogda görünmediğine dair mail atanlar oluyor,buradan toplu cevap vermek istiyorum, uzun zamandır yorumları yayınlamamayı tercih ediyorum, yorum yapan insanlar arasında bir tartışma ortamı oluşması hoşuma gitmediğinden ve çoğunlukla yorum yapanın özelini koruma ihtiyacı hissetmemden dolayı, fakat hepsini okuyorum. Ayrıca beni hiç tanımadığı halde '' bakalım bu sefer ne yazmış '' diyerek yazdıklarımı okuyan herkese teşekkür ediyorum, sayenizde blogger mütemadiyen reklam almamı tavsiye etsede sayfamda reklam görmemeye devam edeceksiniz, neticede ben bir şey satmıyorum, bir şeyler paylaşıyorum,dürüst olmak gerekirse kimse okumasa muhtemelen ben yine yazardım, ama bu eylem ne kadar anlamlı olurdu o tartışılır, yani tekrar teşekkürler.