Gökkuşağının
ardında bir krallık varmış,
Bu
krallıkta bulutlar pembeymiş, yağmur yağarken güneş hiç gitmezmiş, bu krallıkta
çiçekler dört mevsim açarmış hiç solmazmış.
Bu
krallıkta iri gözleri ışıl ışıl, dudakları ve elleri hep sıcak, gülüşü herkesin
içini ısıtan,mahir bir prens yaşarmış.
Krallıkta
ki bütün kızlar bu prensi görmenin hayalini kurarmış, görenlerde hemen efsununa
kapılır bu iyi kalpli ve yakışıklı prense
aşık olurlarmış.
Lakin
prensin yüreğinde hep bir boşluk varmış, mutlu olduğu zamanlarda bile, kalbinin
bir köşesinde bu boşluğun hüznünü hissedermiş. Bunun sebebiyse prensin hiç aşık
olmamasıymış,
Aslında
aşık olmayı çok istermiş, aşık olmaktan hiç korkmazmış, ben bir gün aşık
olursam aşkım için her şeyi yaparım diye düşünürmüş, gel zaman git zaman
prensin kalbindeki bu boşluk büyümüş verdiği hüzün dayanılmaz olmuş,güler yüzlü
yakışıklı prens sarayında asık suratla gezer olmuş,bu durumu fark eden kral
babası oğluna derdini sormuş, prens : babacığım ben hiçbir kadına aşık olamıyorum,
galiba bu dünyada benim sevebileceğim, aşık olabileceğim birisi yok, hep yalnız
olmaktan korkuyorum demiş.
Bunu duyan
kral çok üzülmüş, tek oğlunun izdivacını görmek en büyük dileğiymiş, çünkü kral
öldükten sonra tahta geçen prensin çocukları olmazsa krallığın başına kötü
şeyler gelebilir diye düşünürmüş, üstelikte biricik oğlunun mutlu olduğunu
görmeyi her şeyden çok istermiş.
Bu durumu
prensin kraliçe annesine anlatmış, kraliçe hemen büyük bir balo düzenleyerek
asilzade ailelerin evlilik çağındaki kızlarını sarayda toplamış, baloya katılan
prensi gören bütün genç kızlar heyecan içinde kendilerini eş seçmesi için
dilekler dilemişler, fakat prens kraliçe annesine çok kızmış, anneciğim ben bu
asilzade ailelerin kızlarının neredeyse hepsini tanıyorum, hiç birinde beni
çarpan bir pırıltı yok, bazen tebdili kıyafetle şehre inip dolaşıyorum, köylere
inip oradaki insanları izliyorum, fakat oradaki kızların içinde de bana aşkı
hissettirecek kimseyi bulamıyorum.
Bütün
bunları duyan kraliçe,
Oğluna
aşık olmayı bu kadar istememesini söylemiş, aşk tehlikelidir oğlum demiş,
aklının sesini dinlemek en iyisidir... bu güzel ve seni seven kızlardan
birini seç evlen, böylece belki sükun bulursun demiş.
Fakat
prens annesini dinlemek istememiş, anneciğim ben yüreğimle sevmediğim birinde
nasıl sükun bulabilirim, aşkla sarılmadığım birine nasıl dokunabilirim, aşık
olmadan evlenirsem eşime haksızlık etmiş olmaz mıyım demiş.
Oğlunun
kendince haklı olduğuna inanan kraliçe sözünün de dinlenmeyeceğini anlayınca
oğlum üzülme demiş, senin aşkı nerede bulabileceğini anca bir kişi bilir; ve
sarayın büyücüsünü çağırmış.
Büyücüye
oğluma büyü yap bu güzel hayırlı kısmetlerden birine aşık olsun ve böylece
hayat boyu mutlu olsun demiş.
Büyücü,
kraliçem demiş, ben ki büyüyle dağları oynatırım, savaşları kazanmamızı
sağlarım, insanların aklını alır dilini bağlarım, ama hiçbir büyünün kudreti
gerçek aşkı yaşatmaya yetmez, o duygu ki ruhun en güzel büyüsüdür.
Benim gibi
bir insanın gücü bu ruhun hissini vermeye kadir değildir, lakin gökkuşağının
öbür ucundaki sahilde, deniz kıyısında bir kulübede bir peri kızı yaşar, duydum
ki bu periden dilek hakkı kazanan kimsenin dilediği her şey gerçek olurmuş,
prensimizi oraya yollarsak, o peri kızına derdini anlatır eğer peri isterse
onun dileğini gerçek yapar.
Bunu
duyan prens hemen atlı arabalarını hazırlatmış yol boyunca yetecek erzak ve bu
zorlu yolculukta ona eşlik edecek şovalyeleriyle yola çıkmış.
3 ay
boyunca atlarla yol gitmişler, en sonunda gökkuşağının dibindeki sahile
varmışlar.
Prens
atları geride bırakmış ve şovalyelerine kamp kurdurmuş, yalnız başına sahile
doğru yürümeye başlamış, askerlerine burada beni bekleyin, periyi dileğimi
gerçek yapmaya ikna edene kadar buradan gitmeyeceğiz demiş.
Elinde
yakut ve zümrütlerle süslenmiş bir kolye ile sahilde yürümeye başlamış, bu
kolyeyi hediye ederse periyi dileğini gerçekleştirmeye ikna edeceğine
inanıyormuş.
Sahilin
bir ucunda, batmakta olan güneşin uzun saçlarında dans ettiği genç bir kız
oturmaktaymış, kızın yanına varan prens ben bu diyarın perisini arıyorum, bana
yerini söylersen seni zengin ederim demiş.
Genç kız
prense buraya gelen herkes periyi arar ve ona seni ancak ben götürebilirim,
fakat periyi dileğin için ikna etmek zordur ona ne vaad ediyorsun demiş, prens
hemen elindeki kolyeyi göstererek ona bunu hediye edeceğim, gökkuşağının hiçbir
krallığında eşi benzeri yoktur, peri bunu görünce ikna olur demiş.
Genç kız
gülmüş, o bir peri onun böyle süslere ihtiyacı yoktur, o süsü sevmez, göz
boyayanları sevmez, eğer onun sihrini maddiyatla almaya kalkarsan sana kızacak
ve dileğini asla gerçekleştirmeyecektir.
Bunu
duyan prens çok korkmuş, ben periye başka ne verebilirim bildiğim en kıymetli
şey bu demiş.
Genç kız
3 gün bu sahilde benim kulübemde kal ve senin için ne yapabileceğimizi periyi
nasıl ikna edeceğimizi düşünelim, böylece ben seni ona götürünce sen mahçup
olmazsın ve bana verdiğin sözü tutarsın.
Prens 3
günün sonunda periyi göreceğini ve nihayet dilediği aşka kavuşabileceğini
düşününce çok sevinmiş.
O sahilde
genç kızla birlikte kalmaya başlamışlar, prens kıza başından geçenleri bir bir
anlatmış.
Gece
olmuş ay batmış saatlerce konuşmuşlar, yıldızlar bu genç kızın gözlerinde
parlar gibiymiş ve sanki saçlarının kokusu yeni açmış güller gibiymiş ve sesi
öyle güzelmiş ki her cümlesi şarkı gibiymiş.
Böylece
beraber 3 gün 3 gece kalmışlar, 3. gecenin sonunda genç kız prense, ben seni
tanıdım öğrendim senin dileğin iyi amelin salihtir, bu 3 günden sonra senin
dileğini gerçekleştirmeye karar verdim demiş, prens şaşırmış ama sen benim
dileğimi nasıl gerçekleştirebilirsin beni periye götürecektin demiş, genç kız
bu diyarın perisi benim ve buraya gelenlere güvenmedikçe kanatlarımı saklarım
böylece kötü niyetli insanlardan marifetimi saklarım demiş.
O anda
genç kızın sırtında pırıltılı bir toz saçan gökkuşağı renginde kanatlar
belirmiş.
Prens
bütün bu olanlara çok şaşırmış, periye demiş ki,
Ben artık
senden bir dilek istemiyorum çünkü bu sahilde seninle geçirdiğim üç günde
hayatımda ilk defa aşık oldum, artık aşkı dilememe gerek yok çünkü sana aşığım.
Peri kızı
demiş ki, ben insanoğlunun aşkına inanmam, insanın aşkı geçicidir, bir
hevestir, ben bir periyim ve sana kalbimi açarsam seni sonsuza kadar severim,
ve senin hevesin geçince ben ardında mahzun kalırım.
Prens
peri ye ben hep aşık olmayı bekledim ve şimdi oldum ve bu bir heves değil seni
hayatım boyunca sevmeye söz veriyorum benimle krallığıma gel prensesim ol
demiş.
Peri kızı
benim yurdum bu sahildir, buraya beni bulmaya çok insan gelir, ben buradan
gidersem ihtiyaç sahiplerinin hali nice olur.
Senin bir
zaman sonra bitecek duyguların için ben yurdumu terk edemem lütfen git ve beni
unut elbette bir gün başkasını seveceksin.
Prens bu
sözlere çok alınmış, birden tüm benliğini bir gurur kaplamış, peri kızını
ardında bırakarak ülkesinin yolunu tutmuş.
Peri kızı
prensin ardından aylarca sahilde oturup düşünmüş, prense aşkını unutmasını
söylemiş ama kendisi aşkına bir türlü galip gelemiyormuş ve o zaman artık
prensi tüm kalbiyle sevdiğini ve hayat boyu seveceğini anlamış.
Bu
duygudan korkup prensi terslediği ve gitmesine izin verdiği ve ona inanmamayı
seçtiği için kalbini bir pişmanlık kaplamış.
Bu sırada
prens krallığına varmış, fakat hali eskisinden bin kat daha betermiş, kalbi
kırıkmış yüzü asıkmış yaşamaya hevesi yokmuş, peri kızından başka hiç birşey
düşünemez olmuş peri kızını unutamadıkça aşkı büyümüş aşkı büyüdükçe öfkesi
artmış öfkesi arttıkça gözündeki renkler kaybolmaya başlamış.
Bu
durumuna bir çare olsun diye büyücüyü çağırtmış, her şeyi öğrenen büyücü
prensin periye aşık olmasından çok korkmuş o peri bu saraya gelirse ak sihriyle
benim kara büyülerimi etkisiz kılar ve beni bu saraydan atar diye düşünmüş.
Prens
büyücüye demiş ki benim gözümde artık bu gökkuşağının çiçeklerin, dağların
gökyüzü ve denizin nede altın takıların renklerinin bir değeri kalmadı.
Öyle bir
büyü yap ki renkler yeniden benim için anlam ifade edene kadar bütün ülkem
yalnızca siyah ve beyaz olsun.
Büyücü bu
büyüyü yapmak için çok zor bulunan malzemeler talep etmiş ama gizli niyeti bu
büyüyü yaparken bir yandan da büyüyle perinin kanatlarını kırmak ve gelmek
istese de prense dönememesini sağlamakmış.
Prens
büyücünün istediği tüm malzemeleri toplatmış,
Büyücü
büyük bir aleve üfleyerek bunları yakmış sonra tüm krallık bir anda siyah ve
beyaz renklere bürünmüş, ne deniz ne güneş nede çiçekler renkliymiş artık.
Ve büyücü
perinin kanatlarını kırmak içinde büyü yapmış, tam o sırada prensin krallığını
bulmak için yola çıkmaya hazırlanan perinin kanatları kırılıvermiş, peri kızı
acıyla yere düşmüş şimdi ben prense nasıl uçacağım onu nasıl bulacak aşkımı
nasıl sunacağım diye ağlamaya başlamış,günlerce ağlamış, ağlamış ağlamış, sonra
yerinden kalkmış ve uçamasam da yürürüm bir yılda bin yılda sürse yürür prense
aşkımı sunarım çünkü aşk buna değecek bir duyguymuş diye düşünmüş,ve başlamış
yürümeye.
Aylarca
yürümüş, yıllarca yürümüş, nihayet gökkuşağının ardında simsiyah görünen
krallığı görmüş, saraya vardığında kapıda ki askerlere kim olduğunu söylemiş
onu hemen prensin yanına çıkarmışlar.
Prens
periyi görünce çok şaşırmış bir anda bütün öfkesini ve kırgınlığını unutmuş,
senin için geldim demiş peri, aşkın için geldim, beni hep seveceğini
söylemiştin, hala sürüyorsa aşkın beni kabul et prensim demiş.
Prens çok
mutlu olmuş yeniden yüreğinde renkleri hissetmeye başlamış, ve böylece kara
büyü bozulmuş ülke yeniden rengarenk olmuş ve peri kızı kanatlarına kavuşmuş.
Bu kara
büyüleri yapan büyücüyü ülkeden sürmüşler ve perinin ak sihriyle hüküm
sürmüşler.
Ve hayat
boyu mutlu ,hayat boyu aşık yaşamışlar.