22 Kasım 2012 Perşembe

21 ARALIK 2012


İlk teori dünyanın sonu üzerineydi, şimdilerde en popüler teori dünyanın yeni bir boyuta geçeceği, nurlu bir boyut ,iyiliğin kötülüğü yenip,insanların bir bütünün parçaları olduğunu anladığı uyum sevgi ve saadet boyutu,birde tabii süper insan olma durumu var psişik güçler edinip,dna mızın değişmesi üzerine birde enerji ile hastalık tedavi etme durumları…

Şahsen bana 2 senaryoda uyar, yani dünyanın şu haline bakarsak, kıyamet kopsa neden koptu diye düşünmem, bir altın çağ başlasa ona da hiç hayır demem.

Maya takvimi, eski yazıtlar,astroloji, 21 aralık 2012 yi fenomen haline getiren, inanan inanmayan herkesi bu tarihi beklemeye iten yalnızca bunlar değil, en önemli sebep insanoğlunun çaresizce, umutsuzca, dayanılmaz bir noktada bir şeylerin değişmesine duyduğu ihtiyaç.

Korkunç bir ihtiyaç içindeyiz, tüm adaletsizlik, eşitsizlik, acı, çaresizlik ve umutsuzluk içinde, tüm dünya dayanamadığı yerde sanki, bir çıldırmanın eşiğindeyiz, savaşlar, doğal afetler, kadınlar çocuklar yaşanan akıl almaz acılar, insanlığın yoldan çıkmışlığı, günlük hayatımız manasız hırslarımız faydasız yaşamımız, maddiyat için çırpınmamız…

İçimizde yalnızca sevginin doldurabileceği bir boşluk, ve o en temel duygunun eksikliği, güvensizlik ve korku…

Tükendiğimiz bir yerde olduğumuzu düşünmemek için çok geçerli bir sebep yok…

İyi bir şeyler yapmak çırpınmakla eş değer duygular yaşatıyor insana, aranızda benim gibi en basitinden çocuk esirgemeyle yada kızılayla haşır neşir birileri varsa, yada hayvanlara yardım etmeye çalışan yada doğayı korumak konusunda birilerine laf anlatmaya çalışan varsa, bu tüm sosyal sorumluluk olaylarının nasıl bir çırpınma ve yorgunluk boyutu yaratabileceğini çok iyi bilir…

Ben çok istiyorum 21 aralık 2012 de kıyamet kopsun, yada foton çağı başlasın ne bileyim çok istiyorum işte, altın çağ falan insanlığın yükselişi neyse işte olsun istiyorum…

Lakin asıl düşünülmesi gerekenin 21 aralıkta ne olacağı olmadığını biliyorum, asıl üzerine düşünülmesi gereken 21 aralık 2012 de hiç bir şey olmama ihtimali.

İşte hiç bir şey olmazsa ne yapacağımız en önemli mesele.

Bence herkes birazda bu ihtimali düşünsün ve eğer hiç bir şey olmazsa, bir şeyleri değiştirmek için yukarıdan uzanan nurlu bir eli beklemekten vazgeçip, herkes yüreğindeki ışıkla bir şeyleri değiştirsin, sevgiyle ve cesaretle…

15 Kasım 2012 Perşembe

karakter tembelliği...


Yolda yürüyorum aniden bir ağrı bir sancı hoooop büküldüm quasimodo gb kalıverdim, kas tutulmasıymış efendim acilde söylediler,2 gündür kas gevşeticileri yutup oturuyorum evde, bu arada evlilik programlarına maruz kaldı bünyem,vay diyorum 2 gündür kendi kendime ne kadar çok oyuncu varmış ülkemde yalnız 5.sınıf oyunculuk o ayrı =))

Birde en çok neye takıldım, bir kadın var 2 evlilik yapmış,çocuğu var,ilkokula bile gitmemiş,lakin uzun ince yüzü güzelce, hergün 10 kişi geliyor bunla evlenebilmek için,peki niye,peki niye ,peki niye… çok basit, bu hatun kişi kapalı o yüzden, kapalı derken başı kapalı yani, vitrin sağlam, başı açık olsa 2 evlilik yapmış,çocuğuyla yalnız üçüncü kocayı arayan eğitimsiz bir kadın nasıl farklı bir imaja dönüşür öyle değil mi ?

Valla da öyle, ama bu hanım kızımıza koca adayları akıyor kardeşim, kadıncağızla bir alıp veremediğim yok, yalnızca ayrımcılığa karşıyım, bu kadar yüzeysellik bu kadar vitrine takılmaca,nedir bu erkeklerde ki, ne olduğundan çok nasıl göründüğüne önem verme durumu.

Güçlü, mutlu, kendini bilen,kendinden emin,ahlaklı hem de güzel bir kadınla başa çıkamazlar çünkü,ama öyle görünen kadınla başa çıkabilirler,hem kafaları rahat olur,hem keyifleri yerinde olur,kendilerini eksik hissetmezler çünkü,yetersiz hissetmezler,çünkü yanlarında ele güne karşı mükemmel vitrini olan,ama yanında doğru,düzgün gerçek bir adam olma yükünün altına girmeleri gerekmeyen bir kadın vardır.

Kadın eksikse erkeğin tam olmasına gerek yok ki…

Yeter ki vitrin sağlam olsun, yeter ki dışarıdan bakan, evine bağlı, ahlaklı, kocasına düşkün bir kadın görsün, o kadında gerçeğinin eksikliğini aşırı telafiye kaçarak düzeltmeye çalışsın, mesela bu telafi başı örtmekten kara çarşafa kadar derecelendirebilinir herhalde.

Kapalı kadınlara sarmış demeyin, benim ne kadar dini bütün biri olduğumu tanıyanlar bilir, ama vitrin yapmıyoruz başkaları gibi, son zamanlarda çirkinliklerinin üzerini örtmek için gerçek yüzlerini gizlemek menfaat sağlamak için dini kullanma modası midemi bulandırıyor.

Zaten mesele kapalı açık meselesi değil, mesele erkeklerde ki yüzeysellik, ama daha çok tembellik, karakter tembelliği,adamlar daha iyi bir erkek olmak istemiyor ki kardeşim,sadece tembel olmak istiyor.

30 Ekim 2012 Salı

psikopatlık üzerine...


Psikopat kimdir ?

Psikopati vicdan sahibi olmamak, sevgi, bağlılık merhamet gibi insani duyguları hissetmemek fakat anlayabilmek, taklit edebilmek, duygusal bir temele bağlı olunmadığından insanları manipüle edebilmek,olarak özetlenebilir.

Günümüzde üst düzey yöneticiler arasında psikopat oranı normal insanlardan daha yüksektir.
Psikopatlık beraberinde karizma, hitabet gücü, karşısındakini manipüle edebilmek gibi artılar getirir, bu tip insanlar menfaatleri doğrultusunda hile, yalan, manipülasyon,şiddet gibi unsurları planlı olarak herhangi bir ahlaki sorumluluk hissetmeden kullanabilirler.

Günümüz iş hayatının psikopat olmayan insanları bile psikopatik karakter özellikleri göstermeye itecek kadar baskı yaratan bir çevresel faktör yarattığı çok açık.

Lakin psikopat olabilmek bir çok unsurun bir araya gelmesiyle mümkün olabilir, öncelikle psikopatlık fonksiyonel bir beyin bozukluğu http://www.reuters.com/article/2012/05/07/us-brains-psychopaths-idUSBRE8460ZQ20120507 gerektirir, buna artı olarak savaşçı geni http://en.wikipedia.org/wiki/Monoamine_oxidase_A denilen bir gen sahibi olmak gerekir,bu iki unsurun varlığı sizi psikopat yapar, lakin her psikopat katil olacak ya da şiddet eylemi gösterecek gibi bir kaide yoktur, bu sonucun gelişmesi için çevresel faktörlerin önemi vardır, yani tetiği çekecek bir el olması gerekir.

Ben şahsen sandığımızdan çok daha fazla psikopat insanla aynı havayı soluduğumuzu düşünüyorum.

Buraya kadar herkesin bildiği bilimsel çalışmaları özet geçmiş oldum ve fakat bunlara ek olarak psikopatların çoğunun ortak fiziksel özellikleri paylaştıkları kanısındayım.

Her canlının kendine özgü savunma mekanizmaları olduğu gibi insanoğlunun da çeşitli savunma mekanizmaları var, her ne kadar dış görünüşe göre önyargılara sahip olmak genel manada insancıllıktan uzak olsada, çeşitli fiziksel emareleri değerlendirebilmenin insana özgü bir savunma mekanizması olduğu fikrindeyim.

Mesela dünyaca tanınan seri katillerin olduğu bu fotoğrafa bakınca psikopat olduğu tescil edilmiş bu kimselerin genel olarak göz ve kaş arasındaki mesafelerinin azlığı, dudaklarının inceliğini, ve belirgin yüz şekillerini dikkat çekici bulmamak elde değil.

Mesela ted bundy, bu adamı görüp bir şeylerin ters gittiğini düşünmek benim için içgüdüsel bir tepki ,bu yüzü barda görsem içim ürperir tedirgin olurum, ama genel olarak psikopatların kadın tavlamak konusunda başarılı olma sebebi ortalamadan iyi görünmeleri ve belki de kadınların duydukları tedirginliği cinsel çekimle karıştırıyor olması olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum, yani bu tip bir adama çekilmek iç güdülerin yanlış yorumlanıp değerlendirilmesi manasına geliyor olabilir benim gözümde.

Tabii buna ek olarak bir psikopatın karşısındaki insanın içinde bulunduğu duygusal durumu analiz ederek menfaati doğrultusunda manipülasyona başvurma becerisinin de etkisi olduğu çok açık.

Bütün bunların sonunda beni en çok rahatsız eden içinde bulunduğumuz dünyanın psikopatları yücelten onları başarılı saygıdeğer ve zengin kılan bir dünya haline gelmiş olması.
Dünya psikopatların dünyası, gerçekçi olalım, karizmanız var, hitabet gücünüz var, vicdanınız yok, bağlılığınız yok, size acı verebilecek herhangi bir duygunuz yok teknik olarak üzülme ihtimaliniz yok ancak istediğinizi elde edememe neticesi sinirlenme ihtimaliniz var, sizin için heyecan; hile,aldatma ve kandırma gibi usullerle çok paraya sahip olmak,suç işleyerek başarılı olmak , (mesela devletini,şirketini müşterisini yada çalışanını dolandırmak suretiyle) bunun neticesinde paçayı sıyırmak demek.

Duygusal ilişkilerinizde ideal aşık gibi görünebilir ama aslında kimseyi zerre kadar umursamaz ve keyfinizce kullanırsınız.

Eğer bir devlet başkanıysanız yada askerseniz hiçbir insani, ahlaki değere bağlı kalmadan kararlar alabilirsiniz, aldığınız kararı uygulatmak konusunda da astlarınızı tam tersi insani ve ahlaki değerler ardına gizlenerek motive edebilirsiniz.

Bütün bunları düşününce dünyanın insanı psikopat olmaya iten bir mutasyonu teşvik ettiğini düşünmemek elde mi ?

21 Ekim 2012 Pazar

GRİNİN ELLİ TONU - fifty shades of grey

Beni bu yazıyı yazmaya iten mesleki saplantılarımdır.
Meslek seçimim tamamen kişisel saplantılarımın sonucudur.
İnsanın işleyişi algısı ve psikolojisi konusunda saplantılıyım.

İletişim okumuş ve iletişimin her kolunda 10 yıldan beri çalışmış bir insan olarak popüler olandan uzak kalmak kendi steril edebiyat müzik yada sanatın her hangi bir dalına gönlümce sığınmak ve geri kalan her şeyi görmezden gelebilmek gibi bir şansım yok.

fifty shades of grey ( grinin 50 tonu ) bu popüler zırvalığı bu sebepten okudum.


Bunu okuyan kadınları peşinden sürükleyen şeyin ne olduğunu anlayabilmek için, bu kitapta genç bir kızın sadist http://tr.wikipedia.org/wiki/Sadomazo%C5%9Fizm bir adama duyduğu aşkı okuyoruz.

Genel olarak erkeklerin kitapla ilgili yorumları, kadınların iki yüzlü olduğu yolunda, kadınlar bu kitabı bayılarak okuyorlar ama bu kitapta yaşanan cinsellikle alakalı en ufak bir talebi bile hiç biri kabul etmiyor hatta iki dünya bir araya gelse buna benzer bir deneyimi edinmeye bile yanaşmayacaklarından eminiz, evet erkekler böyle söylüyor, onlara göre kadınlar kitaptaki cinselliği tahrik edici buluyor bayıla bayıla kitabı okuyor lakin böyle bir birleşmeye yanaşmıyor. Buradan erkeklerin kitabı okuduğunda tamamen kadının algısından başka bir algıyla kavradığını görebiliyoruz.

Çünkü bu kitap bir kadın için yalnızca bir aşk romanı.

Bu düşüncelere sahip erkek arkadaşlar için sevgili bay grey in bazı özelliklerini sıralamak istiyorum.

-          süper zengin
-          süper yakışıklı
-          süper kültürlü
-          süper sahiplenici
-          süper seks gücü ( öyle ki kızın tatmin olmadığı tek bir sefer bile yok,kızdan evvel geldiği bir sefer bile yok )
-          süper boku yemiş bir ruh hali
-          ortayı bulma gayreti


şimdi saydıklarımızı kadınsı bir bakış açısıyla değerlendirelim, kitaptaki hanım kızımız eli ayağı düzgün tecrübesiz, süper zengin ( ki burada mesele para değil, istediği her şeye sahip olabilecek gücü olan bir adam olması) süper yakışıklı ( tasvire göre öyle böyle değil bildiğin adonis gibi) bir adam tarafından deliler gibi arzulanıyor bu adam s&m arzuları dışında tamamen mükemmel bir adam bu romanda mükemmel bir adam bir kızı peşinden sürüklüyor, daha doğrusu bu süper mükemmel adamın süper garip arzularını keşfetmeden önceki manzara bu,bu süper mükemmel görüntü hanım kızımıza sadece kendini yetersiz hissettirirken ortaya çıkan süper sapkın ikinci kişilik bu süper sıradan kızımız için bir sığınağa dönüşüyor,yani başkasıyla değil benimle olmak istiyor'a, sığınabileceği bir öz sapkınlık durumu.

Burada bu kitabin bu kadar çok satıp kadınlar arasında bir çılgınlık erkekler arasında bir anlam verememe durumu yaratışını tamamen açıklığa kavuşturuyorum.

Sevgili erkekler, burada kadınları sürükleyen hikaye , süper mükemmel istediği her an istediği her kadına istediği her şeye sahip olabilecek hayata gelmiş bir adonisin bir kadının peşine sonsuz sinirsiz bir arzu, sahiplenme, vazgeçememe gibi duygularla düşmüş olması.

Kadınların bu kitaptaki seks hikayelerini heyecanla okumalarına sebep olan şey, kahraman kızımızın canını yakan kırbaç ve kemer darbelerinin yarattığı heyecan değil, acaba hanım kızımız verdiği tavizin sonunda christian grey bir kez olsun ana’nın arzu ettiği şefkatle kendisine dokunmasına izin verecek mi, acaba bu sefer saplantılı cinselliğinden sıyrılıp bir kez olsun kendisine şefkatle dokunulmasına müsaade edecek mi ? TESLİM olacak mı ?

Ve evet kadınlar böyle salaktır.

Ve bence asıl can alıcı nokta kahramanımız 50 gölgeli manyağın ana için kendini değiştirmeye çaba göstermesi, arzularından alışkanlıklarından kendi comfort zone undan taviz vermesi..

Burada kadınlardan UUUUUUUuuuuuuuuuuuuUuuuuuuuuuuuuuuuUuu diye bir ses yükseliyor, benim için bunu yapacak mi ?

Benim için değişecek mi ?

Benim aşkım onu iyileştirecek mi ?

Vazgeçemeyecek kadar aşık olmak, vazgeçilemeyecek kadar arzulanmak, aşkıyla bir adamı iyileştirmek teslim almak… işte kitapta vaat edilen bu.

Kitabi kadınlar arası popüler yapan s&m hikayeler değil bunlar.
 O yüzden lütfen erkeklerimiz kadınlarımıza s&m tekliflerde bulunup reddedilme meselesine kafayı takmasınlar =)

Bu konuyu açıkladıktan sonra kitapla ilgili şöyle bir yorum eklemek istiyorum kesinlike sürekli Amerikan filmi izleyen bir kadın tarafından yazıldığı çok belli bütün film klişeleri bütün klişe karakterler kitapta cirit atıyor, edebi açıdan ciddi bir fiyasko ama amacına ulaşmak konusunda müthiş başarılı.

Burada kadınları adam etmek adına cümleler kurmayı gereksiz buluyorum çünkü onlar kendi kafalarında ki arzu ve isteklere sahip olamamak ve yüzyıllardır ucuz aşk romanlarıyla avunmak konusunu genetik kodlarına işlemiş durumdalar…

Ama erkeklere şöyle bir tavsiyem var çünkü başarabileceklerine inanıyorum ( kadınlar salaktır demiş miydim =))

İlkel benliğinizle barışın, bir kadını sahiplenmek, bir kadını arzulamak bir kadın için fedakarlık yapabilmek sizi yalnızca daha güçlü bir erkek yapar.

Saygılar selamlar .

10 Eylül 2012 Pazartesi

mini mini birler


Bugün 4+4+4 sisteminin ilk minikleri okula başladı, 5 yaşında okula başlamış bir insan olarak bu konuda düşüncemi dile getirmezsem çatlarım.

Öncelikle anaokuluna hiç gitmediğimi belirtmek isterim, direk 5 yaşında siyah önlük giydim kızıltoprak Zühtü paşa pansinyonlu, evet o zamanlar siyah önlük vardı yaş kemale ermiş sanırım.

İlk gün nasıl bir tuzağın içine düştüğümü tam olarak kavrayamamıştım,lakin çok uzun sürmedi,öğlen yemeği için okulun arka sokağında bulunan evimize kaçıp yemek yiyip döndükten sonra her şey netleşmeye başladı,ben burada tutukluydum,bütün okul ayağa kalkmıştı herkes beni arıyordu müdürün odasında ilk fırça yiyişimdi ve her şey çok anlamsızdı, öğlen yemeğini evde yemek istedim çıktım yedim geri döndüm neydi yani bu kadar abarttıkları bu kadar yaygara,aman tanrımdı,özgürlüğüm bitmişti dünya başıma yıkılmıştı benim haricimde herkes kafayı yemişti dünyada,7 yaşında olsaydım da farklı hissetmezdim herhalde ama en azından mecburiyetleri kabullenmek ve algılamak konusunda daha farklı hareket ederdim.

7 yaş demişken boş geçmiyim asıl trajedi 7 yaşlarla birlikte okumak,o yaşlarda 2 yaş fiziksel gelişimde inanılmaz fark yaratıyor, bi kere bücür kalıyorsunuz sınıfta bir, kafanız katekulli işlere daha basmaya başlamamış oluyor buda iki…

Zeka olayına gelince şahsen ben 5 yaşında bir çocuğun mental kapasitesinin ilkokul eğitimi almak için yeterli olduğunu düşünüyorum kimse kusura bakmasın, bu konuda bir geri kalma yada sıkıntı yaşamadık 5 yaş başlayanlar, üstelik sadece ‘’e’’ ve ‘’ a ‘’ da öğrenmedik bildiğin müfredat okuduk. Bu konuda velilerin gereksiz evham yaptığını düşünüyorum.

Ama derseniz ki 5 yaşında okula başlanmalı mı, hayır kesinlikle başlanmamalı !! 7 yaşında da başlanmamalı, öğrencinin beynini sistemli olarak guguklayan hayatını karartan bu eğitim denen rezilliğe hiç başlanmamalı.

Sistem böyle gubudik olmasa 3 yaşında başlansın okadar da mesele değil kanımca...

28 Mayıs 2012 Pazartesi

peri masalı

Eski masalları özleyenlerin yeni nesil evlatları için peri masalları yazmaya başladım =)



Evvel zaman içinde,
Gökkuşağının ardında bir krallık varmış,
Bu krallıkta bulutlar pembeymiş, yağmur yağarken güneş hiç gitmezmiş, bu krallıkta çiçekler dört mevsim açarmış hiç solmazmış.

Bu krallıkta iri gözleri ışıl ışıl, dudakları ve elleri hep sıcak, gülüşü herkesin içini ısıtan,mahir bir prens yaşarmış.

Krallıkta ki bütün kızlar bu prensi görmenin hayalini kurarmış, görenlerde hemen efsununa kapılır bu iyi kalpli ve yakışıklı prense  aşık olurlarmış.

Lakin prensin yüreğinde hep bir boşluk varmış, mutlu olduğu zamanlarda bile, kalbinin bir köşesinde bu boşluğun hüznünü hissedermiş. Bunun sebebiyse prensin hiç aşık olmamasıymış,
Aslında aşık olmayı çok istermiş, aşık olmaktan hiç korkmazmış, ben bir gün aşık olursam aşkım için her şeyi yaparım diye düşünürmüş, gel zaman git zaman prensin kalbindeki bu boşluk büyümüş verdiği hüzün dayanılmaz olmuş,güler yüzlü yakışıklı prens sarayında asık suratla gezer olmuş,bu durumu fark eden kral babası oğluna derdini sormuş, prens : babacığım ben hiçbir kadına aşık olamıyorum, galiba bu dünyada benim sevebileceğim, aşık olabileceğim birisi yok, hep yalnız olmaktan korkuyorum demiş.

Bunu duyan kral çok üzülmüş, tek oğlunun izdivacını görmek en büyük dileğiymiş, çünkü kral öldükten sonra tahta geçen prensin çocukları olmazsa krallığın başına kötü şeyler gelebilir diye düşünürmüş, üstelikte biricik oğlunun mutlu olduğunu görmeyi her şeyden çok istermiş.

Bu durumu prensin kraliçe annesine anlatmış, kraliçe hemen büyük bir balo düzenleyerek asilzade ailelerin evlilik çağındaki kızlarını sarayda toplamış, baloya katılan prensi gören bütün genç kızlar heyecan içinde kendilerini eş seçmesi için dilekler dilemişler, fakat prens kraliçe annesine çok kızmış, anneciğim ben bu asilzade ailelerin kızlarının neredeyse hepsini tanıyorum, hiç birinde beni çarpan bir pırıltı yok, bazen tebdili kıyafetle şehre inip dolaşıyorum, köylere inip oradaki insanları izliyorum, fakat oradaki kızların içinde de bana aşkı hissettirecek kimseyi bulamıyorum.

Bütün bunları duyan kraliçe,
Oğluna aşık olmayı bu kadar istememesini söylemiş, aşk tehlikelidir oğlum demiş, aklının sesini dinlemek en iyisidir... bu güzel ve seni seven kızlardan birini seç evlen, böylece belki sükun bulursun demiş.

Fakat prens annesini dinlemek istememiş, anneciğim ben yüreğimle sevmediğim birinde nasıl sükun bulabilirim, aşkla sarılmadığım birine nasıl dokunabilirim, aşık olmadan evlenirsem eşime haksızlık etmiş olmaz mıyım demiş.

Oğlunun kendince haklı olduğuna inanan kraliçe sözünün de dinlenmeyeceğini anlayınca oğlum üzülme demiş, senin aşkı nerede bulabileceğini anca bir kişi bilir; ve sarayın büyücüsünü çağırmış.

Büyücüye oğluma büyü yap bu güzel hayırlı kısmetlerden birine aşık olsun ve böylece hayat boyu mutlu olsun demiş.

Büyücü, kraliçem demiş, ben ki büyüyle dağları oynatırım, savaşları kazanmamızı sağlarım, insanların aklını alır dilini bağlarım, ama hiçbir büyünün kudreti gerçek aşkı yaşatmaya yetmez, o duygu ki ruhun en güzel büyüsüdür.

Benim gibi bir insanın gücü bu ruhun hissini vermeye kadir değildir, lakin gökkuşağının öbür ucundaki sahilde, deniz kıyısında bir kulübede bir peri kızı yaşar, duydum ki bu periden dilek hakkı kazanan kimsenin dilediği her şey gerçek olurmuş, prensimizi oraya yollarsak, o peri kızına derdini anlatır eğer peri isterse onun dileğini gerçek yapar.

Bunu duyan prens hemen atlı arabalarını hazırlatmış yol boyunca yetecek erzak ve bu zorlu yolculukta ona eşlik edecek şovalyeleriyle yola çıkmış.

3 ay boyunca atlarla yol gitmişler, en sonunda gökkuşağının dibindeki sahile varmışlar.

Prens atları geride bırakmış ve şovalyelerine kamp kurdurmuş, yalnız başına sahile doğru yürümeye başlamış, askerlerine burada beni bekleyin, periyi dileğimi gerçek yapmaya ikna edene kadar buradan gitmeyeceğiz demiş.

Elinde yakut ve zümrütlerle süslenmiş bir kolye ile sahilde yürümeye başlamış, bu kolyeyi hediye ederse periyi dileğini gerçekleştirmeye ikna edeceğine inanıyormuş.

Sahilin bir ucunda, batmakta olan güneşin uzun saçlarında dans ettiği genç bir kız oturmaktaymış, kızın yanına varan prens ben bu diyarın perisini arıyorum, bana yerini söylersen seni zengin ederim demiş.

Genç kız prense buraya gelen herkes periyi arar ve ona seni ancak ben götürebilirim, fakat periyi dileğin için ikna etmek zordur ona ne vaad ediyorsun demiş, prens hemen elindeki kolyeyi göstererek ona bunu hediye edeceğim, gökkuşağının hiçbir krallığında eşi benzeri yoktur, peri bunu görünce ikna olur demiş.

Genç kız gülmüş, o bir peri onun böyle süslere ihtiyacı yoktur, o süsü sevmez, göz boyayanları sevmez, eğer onun sihrini maddiyatla almaya kalkarsan sana kızacak ve dileğini asla gerçekleştirmeyecektir.

Bunu duyan prens çok korkmuş, ben periye başka ne verebilirim bildiğim en kıymetli şey bu demiş.

Genç kız 3 gün bu sahilde benim kulübemde kal ve senin için ne yapabileceğimizi periyi nasıl ikna edeceğimizi düşünelim, böylece ben seni ona götürünce sen mahçup olmazsın ve bana verdiğin sözü tutarsın.

Prens 3 günün sonunda periyi göreceğini ve nihayet dilediği aşka kavuşabileceğini düşününce çok sevinmiş.

O sahilde genç kızla birlikte kalmaya başlamışlar, prens kıza başından geçenleri bir bir anlatmış.

Gece olmuş ay batmış saatlerce konuşmuşlar, yıldızlar bu genç kızın gözlerinde parlar gibiymiş ve sanki saçlarının kokusu yeni açmış güller gibiymiş ve sesi öyle güzelmiş ki her cümlesi şarkı gibiymiş.

Böylece beraber 3 gün 3 gece kalmışlar, 3. gecenin sonunda genç kız prense, ben seni tanıdım öğrendim senin dileğin iyi amelin salihtir, bu 3 günden sonra senin dileğini gerçekleştirmeye karar verdim demiş, prens şaşırmış ama sen benim dileğimi nasıl gerçekleştirebilirsin beni periye götürecektin demiş, genç kız bu diyarın perisi benim ve buraya gelenlere güvenmedikçe kanatlarımı saklarım böylece kötü niyetli insanlardan marifetimi saklarım demiş.

O anda genç kızın sırtında pırıltılı bir toz saçan gökkuşağı renginde kanatlar belirmiş.

Prens bütün bu olanlara çok şaşırmış, periye demiş ki,
Ben artık senden bir dilek istemiyorum çünkü bu sahilde seninle geçirdiğim üç günde hayatımda ilk defa aşık oldum, artık aşkı dilememe gerek yok çünkü sana aşığım.

Peri kızı demiş ki, ben insanoğlunun aşkına inanmam, insanın aşkı geçicidir, bir hevestir, ben bir periyim ve sana kalbimi açarsam seni sonsuza kadar severim, ve senin hevesin geçince ben ardında mahzun kalırım.

Prens peri ye ben hep aşık olmayı bekledim ve şimdi oldum ve bu bir heves değil seni hayatım boyunca sevmeye söz veriyorum benimle krallığıma gel prensesim ol demiş.

Peri kızı benim yurdum bu sahildir, buraya beni bulmaya çok insan gelir, ben buradan gidersem ihtiyaç sahiplerinin hali nice olur.

Senin bir zaman sonra bitecek duyguların için ben yurdumu terk edemem lütfen git ve beni unut elbette bir gün başkasını seveceksin.

Prens bu sözlere çok alınmış, birden tüm benliğini bir gurur kaplamış, peri kızını ardında bırakarak ülkesinin yolunu tutmuş.
Peri kızı prensin ardından aylarca sahilde oturup düşünmüş, prense aşkını unutmasını söylemiş ama kendisi aşkına bir türlü galip gelemiyormuş ve o zaman artık prensi tüm kalbiyle sevdiğini ve hayat boyu seveceğini anlamış.

Bu duygudan korkup prensi terslediği ve gitmesine izin verdiği ve ona inanmamayı seçtiği için kalbini bir pişmanlık kaplamış.

Bu sırada prens krallığına varmış, fakat hali eskisinden bin kat daha betermiş, kalbi kırıkmış yüzü asıkmış yaşamaya hevesi yokmuş, peri kızından başka hiç birşey düşünemez olmuş peri kızını unutamadıkça aşkı büyümüş aşkı büyüdükçe öfkesi artmış öfkesi arttıkça gözündeki renkler kaybolmaya başlamış.

Bu durumuna bir çare olsun diye büyücüyü çağırtmış, her şeyi öğrenen büyücü prensin periye aşık olmasından çok korkmuş o peri bu saraya gelirse ak sihriyle benim kara büyülerimi etkisiz kılar ve beni bu saraydan atar diye düşünmüş.

Prens büyücüye demiş ki benim gözümde artık bu gökkuşağının çiçeklerin, dağların gökyüzü ve denizin nede altın takıların renklerinin bir değeri kalmadı.

Öyle bir büyü yap ki renkler yeniden benim için anlam ifade edene kadar bütün ülkem yalnızca siyah ve beyaz olsun.

Büyücü bu büyüyü yapmak için çok zor bulunan malzemeler talep etmiş ama gizli niyeti bu büyüyü yaparken bir yandan da büyüyle perinin kanatlarını kırmak ve gelmek istese de prense dönememesini sağlamakmış.

Prens büyücünün istediği tüm malzemeleri toplatmış,
Büyücü büyük bir aleve üfleyerek bunları yakmış sonra tüm krallık bir anda siyah ve beyaz renklere bürünmüş, ne deniz ne güneş nede çiçekler renkliymiş artık.

Ve büyücü perinin kanatlarını kırmak içinde büyü yapmış, tam o sırada prensin krallığını bulmak için yola çıkmaya hazırlanan perinin kanatları kırılıvermiş, peri kızı acıyla yere düşmüş şimdi ben prense nasıl uçacağım onu nasıl bulacak aşkımı nasıl sunacağım diye ağlamaya başlamış,günlerce ağlamış, ağlamış ağlamış, sonra yerinden kalkmış ve uçamasam da yürürüm bir yılda bin yılda sürse yürür prense aşkımı sunarım çünkü aşk buna değecek bir duyguymuş diye düşünmüş,ve başlamış yürümeye.

Aylarca yürümüş, yıllarca yürümüş, nihayet gökkuşağının ardında simsiyah görünen krallığı görmüş, saraya vardığında kapıda ki askerlere kim olduğunu söylemiş onu hemen prensin yanına çıkarmışlar.

Prens periyi görünce çok şaşırmış bir anda bütün öfkesini ve kırgınlığını unutmuş, senin için geldim demiş peri, aşkın için geldim, beni hep seveceğini söylemiştin, hala sürüyorsa aşkın beni kabul et prensim demiş.

Prens çok mutlu olmuş yeniden yüreğinde renkleri hissetmeye başlamış, ve böylece kara büyü bozulmuş ülke yeniden rengarenk olmuş ve peri kızı kanatlarına kavuşmuş.

Bu kara büyüleri yapan büyücüyü ülkeden sürmüşler ve perinin ak sihriyle hüküm sürmüşler.

Ve hayat boyu mutlu ,hayat boyu aşık yaşamışlar.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Asım us sokak, no:14 kızıltoprak / ist


Asım us sokak, no:14 kızıltoprak / ist

Bütün çocukluğum, canım anneannemin yaşamayanın inanmayacağı türden bir sevgiyle beni büyüttüğü o yer, üst sokaktaki okulumun ve mahallenin tüm çocuklarının noel nenesi,çünkü çocuklar çok sevildiklerini çabuk anlarlar,belki geçen yıl bu tarihlerde cenazesini ilkokul arkadaşlarımın taşıması da bundan,insan sevildiğini hele güzel sevildiğini hiç unutmuyor.

Anneannem taşındıktan sonra evinin çocuk yuvası olması bana sorarsanız karma =) başka bir şey olamazdı zaten, dün yuvanın sahibine de aynısını söyledim.

Kızıltoprak’ın göbeğinde, bahçesinde armut, erik ,incir ağaçları olan son evde büyüdüm ben deniz =)

Mevsimsiz doğan kedi yavrularını evin bahçesine toplamayı adet edindim, bahçedeki karınca yuvasının ağzına her gün ekmek bırakmayı,mermer girişli eski evin ekosunda en az bir saat şarkı söylemeyi, Kalamış’ta uğur böceği uçurmayı,sevdiğim herkese papatya toplamayı,bisiklete binerken gül bahçesinin içine dalmayı,sokağın köşesinde sosisli yemeyi,nur kebapta döneri,okulun köşesindeki bakkaldan coco almayı adet edindim.

Herkesin resim yapabileceğini, ve eğer arkanızdan kağıt kalemle dolaşan anneanneye sahip bir veletseniz şiir yazmak için okuma yazma bilmek gerekmediğini öğrendim.


Üst komşunun kızını beni oyun oynarken itip düşürdüğü günün sonunda evinde rüya'nın giydiği şorttan istiyorum diye tepinip ağlarken duyduğumda,insanları kendiniz gibi bilmenin en büyük saflık olduğunu öğrendim, ben kıskanmıyorum,ben kötülük düşünmüyorum o neden düşünsün diye birşey olmadığını öğrendim, abisi dizime pansuman yapılırken ağladığında,bahçede çıkmayı beceremediğim tek ağaç olan armut ağacından bana hergün armut topladığında sevginin eylemlerde olduğunu,karşılık beklemeden yapıldığını öğrendim.


Sokakta oynamak yerine hergün evine gittiğim tekerlekli sandalyede ki yaşlı teyze yürüdüğünde bazen tek ihtiyacımız olanın birinin bize hadi yürü yapabilirsin demesi olduğunu öğrendim,inancın mucize getirdiğini öğrendim.

Çok zeki olduğum yanılgısıyla 5 yaşında beni okula başlatan öğretmenlere teşekkür etmem gerek, zekamda bir fazlalık yok bence ama bu sayede hayal gücümde oldu, 7 yaşlarla okuyup 5 yaşında olmak zordur, ama ben yalnızlıktan hiç korkmadım, kafam hep hayallerimle doluydu. Şimdide aynıyım =)

Bayram sabahları sokakta neşeyle yoldan geçen ihtiyarlara iyi bayramlar demeyi adet edindim başkalarını mutlu etmenin karşılığının ağız tadı olduğunu öğrendim, ceplerim hep şeker doluydu benim.

İnsanların öldüğünü öğrendim, her gün önünden geçtiğim pasajın girişinde çakmak dolduran dedeyi göremez olduğumda, hergün ona gülümseyip sohbet etmiş olmasaydım bundan hayat boyu pişman olacağımı öğrendim, öylece geçip gitmenin bana göre olmadığını öğrendim.

7 yaşında okul demirleri arasından tanımadığım bir kız öğrenciyi çekeleyip kaçırmaya çalışan adamı çığlık atarak tekmeleyip kaçırdığım zaman eyleme geçmenin yarattığı farkı öğrendim.

Ve daha bir sürü şey beni ben yapan.

şimdi insanın özünde hiç değişmediğini öğreniyorum, şimdi bana bakıp o kız çocuğunu bilemeyen göremeyen insanların beni tanımadığını biliyorum.