20 Aralık 2018 Perşembe

Umuda Tutunmak


16/17 yaşlarında Nietzsche’nin şu sözünü okuduğumu hatırlıyorum, ‘’ umut en büyük kötülüktür çünkü işkenceyi uzatır. ‘’ O zamanlardan beri umudun Pandora’nın kutusundan kaçan son kötülük olabileceği fikri bilinçaltımda sallanıp durur. Umut etmeyi bırakmanın insanı özgürleştireceği düşüncesi aklımın bir köşesinden hiç gitmez.
Karşılıksız aşkların işkencesinin kaynağı değil midir umut ?
Yanlış insanların bir gün doğruyu yapabileceğini beklemenin aptallığı değil midir umut ?
Kıskançlıklarıyla, haksızlıklarıyla, umarsızlıklarıyla, bencillikleriyle canınızı yakan tüm dostların kalbinizi kırabilmesine çanak tutan şey değil midir umut ?
Değilmiş işte, o umut sandığınız şey umut değilmiş, korkuymuş, gerçekle yüzleşme korkusuymuş. Cesarette umutsuzluk değilmiş.
Umut başkalarından, insanlıktan, dünyadan bir şey ümit etmek değil, her şeye ve herkese rağmen kendinden umudu kesmemekmiş.
Ümit garibin lokması değil, cesurların ekmeğiymiş.
Umuda tutunmak, her sabah kalktığınızda tüm haksızlıklara rağmen, iyi bir insan olmayı tercih ederek yaşamakmış.
Kimse sevmezken  sevebilmekmiş.
Dünya yanarken söndüremeyeceğin ateşe su taşıyıp, tarafını belli etmekmiş.
Kendin için istediğini herkes için dileyebilmekmiş.
Kimseyi yarı yolda bırakmamakmış.
Umut beklenen değil, üretilen bir şeymiş.
Bunu anladığınızda umudunuzu kimse sizden alamaz, çünkü umudun kendisi sizsiniz.
Sevgili Nietzsche sürekli hastalık ve ağrı sızı içinde geçmiş, sevdiğine kavuşamadığı yaşamında umuttan umudunu kesmiş olabilir, dünyada bunca adaletsizlik, bunca acılar yaşanırken, bazen yüreğimizdeki yangının, derdin, başımızda ki efkarın altından kalkmakta zorlanabiliriz, bazen değiştiremeyeceğimiz şeylerin çaresizliği ile yorgun da düşebiliriz, ama umuda en büyük kötülük diyen Nietzsche hayatı boyunca yazıp, düşünüp, ürettiyse, oda kendinden umudu kesmemiş demektir aslında.
Birinin sizi sevmemiş olması, anlamamış olması, birilerinin sizden beklediği, dayattığı hayatı yaşamamanız, birileri için hayal kırıklığı olmanız, gördüğünüz haksızlık, şahit olduğunuz adaletsizlik, bedenin ve ruhun acısı, hepsi bir araya gelse de her gün kalkıp cesaretle olmayı tercih ettiğiniz kişi olmaya devam ettiğiniz sürece kendinizin de, dünyanın da, başkalarının da umudu sizsiniz, ya da olmayı tercih ettiğinizle zalimliğin kapısını aralayıp, dünyanın da, başkalarınında, kendinizin de umutsuzluğunu besleyebilirsiniz.
Siz siz olun kimsenin yanlışlığıyla, kötülüğüyle yüreğinizi karanlığa gömmeyin.
Işık siz olun, korkmayın.



10 Kasım 2018 Cumartesi

Ne Oldu O güzelim Adamlara ?


Ne olsun, güzelim kadınların neslini tüketen neyse onları da o tüketti…

Pek güzellerdi her şeye razı olup severlerdi, sadakatle, fedakarlıkla, her şeyleriyle severlerdi, kimini o ilk sevdikleri öyle bir yıkıp geçti ki, başka birine dönüştüler.

Pek güzellerdi, hissederlerdi sorumluluğunu eşlerinin, evlatlarının, ekmekleri kollarının altında her akşam işten eve dönerlerdi, yetmedi bir gün ekmek almaya bile paraları, başka birine dönüştüler.

Pek güzellerdi, sonra evlenmek için iş adamı ya da Arap şeyhi kızı arayan satılık ruhlara dönüştüler.

Kimileri korkak doğdu, kimileri yaşarken oldu, bazısı oyuna geldi...

Paranın satın alabildiği hayatlara olan özlem ilk önce aşkı öldürür, bunun için aşk mı, para mı diye sorarlar insanlara, ilk başta ne saçma bir ikilem diye düşünürsün, sonra bakarsın biri diğerinin katili, bir bakarsın rahat edebilmek için aşkı satmayan kimse kalmamış, bir bakarsın ne erkeği ne kadını yürekten sevemez olmuş, bir bakarsın sosyal medyada şık duran hayatlardan başka hayal kalmamış.

Güzelim erkeklerde böyle tükendi, sorumluluk altında ezilmemek için, aşık olmanın yükünü taşımamak için, kolay, rahat, pohpohla geçen bir hayat için.

Bir şekilde sattılar kendilerini, tipine, eğitimine, sosyal konumuna göre, kimi kocam olsun da soğan cücüğü olsun diyen kadınlara lütufta bulunur gibi, onları görmezden gelebilmenin rahatına satıldı, kimisi zengin kadınların sağladığı artılara satıldı, kimisi cinselliğe satıldı, vücutlar satın aldı, alınıp satılamayanlara da aptal gözüyle bakıldı, hayat ve toplum öyle bir bastırdı öyle bir bastırdı ki, nihayetinde onlarda pes etti.

Geriye güzel kimse kalmayana kadar dünya düzeni insana vurur da vurur.
Vurulan vurmaya başlar öyle ya da böyle …

Gerçek hiçbir şeyin kalmadığı, herkesin gücünün yettiğini satın alabildiği bir dünya var şimdi, karı kocalara bakınca, şöyle diyebilirsin, bunun durumu bunu almaya yetmiş, bu kadar basit, ya ikisi de bir şeye satılmış birbirinde, ya da en azından biri satın alınmış, modern dünyanın tek gerçeği alışveriş, ticaret, tüketim.

Tarihin her çağında böyle bir gerçeklik vardı, ama hiçbir zaman tek gerçeklik değildi, şimdiyse tek gerçeklik olmasına ramak kaldı.

Güzelim kadınlara, güzelim adamlara selam olsun, direnin direnebildiğiniz kadar, bir zaman istisna olan şimdi kaide olduysa, şimdi istisna olan da bir gün kaideyi bozabilir.

Ne demiş Shakespeare sonesinin sonunda ‘’ yanılıyorsam bunda ve çıkarsa yanlışım, ne hiç kimse sevmiştir, ne ben şiir yazmışım. ‘’ dünya tarihinde hiç kimsenin kimseyi sevmediğine inanamam, çok ayıp olur uğruna yazdığı onca oyuna, onca soneye sevgili William’ın.

30 Ağustos 2018 Perşembe

Yalnızlık testi & Yalnızlıkla başa çıkma yolları

Hepimiz zaman zaman kalabalıklar içinde yalnız, bir başımıza olduğumuz halde ise tamamen mutlu hissetmişizdir, aşağıda ki soruların çoğunluğuna '' evet '' diyebiliyorsanız bu sizin gerçekten yalnız olduğunuz anlamı taşımaz, bu sizin yalnız hissettiğiniz anlamı taşır ki yalnızlık gerçeklik değil bir duygu durumudur, geçelim ufak testimize.

1. Sıklıkla konuşacak kimseniz olmadığı hissine kapılıyor musunuz ?
2. Yalnız başınıza kalmaya daha fazla katlanamayacağınızı hissettiğiniz oluyor mu ?
3. Hayatınızda ki aktiviteleri yalnız başınıza yapıyor olmaktan mutsuzluk duyuyor musunuz ?
4. Kimsenin sizi gerçekten anlamadığı hissine kapılıyor musunuz ?
5. Kendinizi sıklıkla insanların sizi araması yada mesaj atması için beklerken buluyor musunuz ?
6. Kendinizi çevrenizde ki insanlarla iletişim kurmak konusunda yetersiz hissettiğiniz oluyor mu ?
7. Arkadaş edinmekte başarısız olduğunuzu düşünüyor musunuz ?
8. Kendinizi diğer insanlar tarafından dışlanmış hissediyor musunuz ?

Yukarıda ki soruların çoğuna evet diyorsanız kendinizi yalnız hissettiğinizi söylemek yanlış olmaz, peki bu hisle başa çıkmanın, bu durumdan kurtulmanın yolları var mı ? Elbette var, öncelikle yalnızlığın bir his olduğunu unutmayın ve bu duyguya teslim olmamaya çalışın, içine düştüğünüz yalnızlık duygusu sizi insanlara ulaşmaya çalışmaktan alıkoymasın, yapamayacak gibi hissetseniz de, yapmak istemediğinizi düşünseniz de siz insanları arayın ve iletişimi başlatmak konusunda yapıcı olun, kendi duygularınıza ve yalnızlığınıza konsantre olmaktan vazgeçin, diğer insanların duygularına, problemlerine ortak olmaya, dinlemeye ve yardımcı olmaya çalışın, konsantrasyonunuzu kendinizden başka insanlara odaklamak yalnızlık duygusundan uzaklaşmak ve sağlıklı iletişim kurabilmek adına size yardımcı olacaktır. İlgi alanlarınıza ve hobilerinize göre çeşitli gruplara katılın, mesela fotoğraf çekmekten hoşlanıyorsanız fotoğraf gezilerine gidin, katıldığınız gruplar içinde sizinle benzer duyguları paylaşan insanlar olduğunu fark edeceksiniz, o insanlarla konuşmaya çalışın, yalnızlık duygusu depresyona sebep olur, depresyon isteksizlik doğurur, bu isteksizlik ise yalnızlığı körükler, eğer insanlarla buluşmak için bir plan yapıldıysa, bu plana sadık kalın, randevularınıza zamanında gidin, ve mutlaka gidin. Nazik ve cömert olmayı alışkanlık haline getirin, insanlara yardım elinizi uzatmaktan, manen yardımcı olmaya çalışmaktan, dertlerine ortak olmaktan kaçmayın, elbette buna rağmen nankörlük ve haksızlık ile karşılık gördüğünüz zamanlar olacaktır, fakat siz hoşgörü, nezaket ve cömertlik alışkanlığı edindiğiniz takdirde, en doğru insanlar hayatınız
da eninde sonunda yer edecektir, umutsuz ve sabırsız olmayın.

Ve unutmayın yalnızlık gerçeğiniz değil, dışarıda sizi seven, sizi sevmeye hazır, sizi anlayan yada anlamak isteyen insanlar var.

Sevgiyle kalın.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Peri'nin sonsuzlukla imtihanı


Son zamanlarda sonsuzluk üzerine ciddi endişelerim var, herkes sonsuzluğa inanmak isterken, herkes ölümden korkarken, herkes bilincinin yok oluşundan korkarken, düşünmeden edemiyorum, insan bilinci, ruhu, aklı, adına ne derseniz, gerçekten sonsuzluğu kaldırabilir mi ? sonsuza kadar var olmanın altından kalkabilir mi ? Yarım ömürlük zamanlar aklınızı kaçırmanıza ziyadesiyle yeterken, sonsuza kadar var olmayı umut etmenin matematiği nedir sahi?


Mark Twain 'in bir sözü vardır '' ölümden korkmuyorum, doğmadan evvel milyarlarca ve milyarlarca yıldır ölüydüm ve bu durum bana zerre sıkıntı vermedi. ''

Diyelim ki ölümden sonra hayat var ve cennet cehennemde gerçek, ikisinden birine düştünüz, düştüğünüz yere göre artık Hitler ile tavla attınız, yada Elvis konserine gittiniz falan, şarap içtiniz, bakire kızlarla yattınız, ne kadar, kaç ömürlük bir süre dayanabilirsiniz kendinize, 500 yıl mı ? 1500 yıl mı? Dileğiniz sonsuzluk farkında mısınız ?



Burada öldünüz orada uyandınız bir baktınız aynısının laciverti, insanların bu dünyadaki zihniyetiyle herhangi bir yer cennet olabilir mi ? Zamanınızın sonu olmadığında hangi ilişki manasını sürdürebilir ?

Nedir sizi bu kadar değerli yapan, bilincinizin zamanı aşacak cevheri nedir ? Muhtemelen bu dünyaya bile mum kadar ışık vermediniz oysa...

Şimdi gelelim insan ruhu için dünyada ki ölümden sonra devam edebilme ihtimali var mı sorusunun cevabına..

Ruh yada bilinç dediğimiz şeyin ne olduğunu bilimsel olarak açıklayabilecek durumda değiliz henüz, fakat böyle bir konsepti varsaydığımıza göre, açıklayamadığımız halde bizi biz yapan içimizdeki ekstra bir enerjinin varlığı üzerinden düşünelim.

Şimdi bu bilinç yada ruh ne derseniz onu cebimize koyup, tamamen bilimsel bir yaklaşımla bir yerlere varmaya çalışalım, insan olarak büyük gelişmelere imza atmış olsak da, evrenin büyük çoğunluğunu oluşturan karanlık madde ve karanlık enerjinin ne olduğuna dair bir fikrimiz yok, evrende ki yer çekiminin %85'inin kaynağını bilemiyoruz, kısacası evrenin büyük kısmı bizim için gizemini koruyor.

Fizik kuramlarının sağlamasıyla evrenin matematiğini çözebilmek için kuantum fiziği ve sicim teorisini birbirine bağlarken yer çekiminin de büyük bölümünün kaynağını açıklamamız gerekiyor, işte fizikçiler her şeyin teorisinde yani tüm fiziki gerçekliği açıklayabilmek için ürettikleri teoride 11'e yakın farklı boyutun var olması gerektiği sonucuna varıyorlar.

Yani bize henüz görünmez olan, ulaşılmaz olan bu boyutlar ya da paralel evrenlerin enerjisi bizim boyutumuzun yer çekimini etkiliyor, yani bazı enerjiler bu boyutların arasından geçebiliyor, yada boyutlarda ki enerjiler birbirini etkileyebiliyor. Buraya kadar her şey bilimsel...

Şimdi cebimizde ki ruhu yada bilinci çıkaralım, bu bilinç, ruh eğer boyutların içinden geçebilecek bir tür enerjiden oluşuyorsa, aman yarabbim ! belki de gerçekten ölümden sonra farklı bir boyutta enerji olarak bir şekilde yaşama devam ediyor olabiliriz, belki bir şekilde kolektif enerjiden oluşan daha geniş bir enerji kitlesinin parçası oluyor da olabiliriz, yada Atatürk'ün hala yaşadığı, James Dean'in hala little bastard ile sürat yaptığı başka dünyalar bile var olabilir, ihtimaldir yani, yok öyle şey diyebilmekten çok uzağız.

Bence oturup hep birlikte yok olmazsak sonsuzlukla nasıl başa çıkarız onu düşünelim, muhtemelen o taraf çok kalabalık olduğu için bu tarafta köşe bucak kaçtığımız tipleri göz ardı etmeyi başarabileceğimizi düşünür yanılırız, belki düşünce ve hayallerimiz, belki korkularımız ruhumuzdan bir enerji parçası olarak önceden başka boyutlara ulaşıp o dünyaları şekillendiriyordur, belki cennet, cehennem denen budur...

Belki başka boyutlarda sonsuzluk bir problem değildir, zamanın 3. boyutta bir mesele olduğunu düşünürsek, üst boyutlarda sonsuzluk algısının ne olduğunu tahayyül edebilmekte çok zor.

Ahhh içinde yaşadığımız zaman doğum öncesi gibi, hesabı tutturan teoriler var ama maddi olarak parmağı üzerine basamıyoruz, karanlık maddeyi biliyoruz dokunamıyoruz, başka boyutları hesaplıyoruz gidemiyoruz.

Soruların cevaplarını öğrenmekten başka hiç bir güç beni bu dünyada 500 yıl geçirmeye teşvik edemez, ama işte huy, ölmekten sadece cevapları bulduklarında orada olamayacağım için korkuyorum.

Gerçi her cevap yeni bir soruyu getirir.

Umarım insanlık kendi sonunu getirmeden kendini ve evreni anlamayı başarır.

Bana da tüm soruların cevaplarını vereceklerse belki sonsuzluğa razı olabilirim, yoksa kalsın.

Tabii ruh maddenin birleşerek meydana getirdiği bir bilinç enerjiden oluşuyorsa, bu enerji sırasıyla tüm boyutları dolaşacak bile olsa eğer yok olmaz ilahi bir gücün eseri değilse hiçbir zaman sonsuzluk boyunca var olamaz, çünkü tüm evrenler ve boyutlar yalnızca maddeye bağlı ise eninde sonunda hepsi son bulacaktır.

Yani kabus gibi boyut boyut gezip bir yere varamadan bir şey anlamadan milyarca yıl geçirme tehlikesi de yok değil.

Sonsuzluğu arzu edenler için tek çıkış tanrı olabilir, ama tüm bilinç aynı müzik aletinden çıkan milyarlarca farklı ses ise ortada aslında tek bir şarkı var demektir, bu durumda bireysel dünyevi bilinciniz yine son bulacak demektir.

Yada tanrı sizi sonsuz kılma niyetindedir.

Yada tanrı vardır ama sizi sonsuzlukta istemiyordur belki.

Misal benim sonsuzlukta istemediğim o kadar çok kişi var ki birçokları tanrı ben olmadığım için çok şanslı.

Öyle yada böyle benim sonsuzlukta çok da gözüm yok, tüm soruların cevaplarını alabilmek isterdim ama, ve burada bu evrende bu boyutta insanın tanrıyı kıskandıracak kadar iyilikle dolu bir varlığa evrilmesine şahit olmak isterdim, fakat ne cevapları alacak kadar yaşamak mümkün, nede insanın o noktaya evrilebilmesi.

Fakat belki ilahi bir güç varsa,başka bir yerde çok daha huzurlu varlıklara evrilmiş, çok daha yüksek bir bilinç algısında sizinle yeniden görüşürüz 😉

17 Temmuz 2018 Salı

5 maddede birinin sizi sevip sevmediğini anlayın.

                 Sevmek, eylem bildiren bir fiildir.

Bu durumda herhangi birinin duygularını bilmek için müneccim olmaya gerek yok demektir, beş maddelik bir eylem listesini check ederek, sevgiliniz, eşiniz, arkadaşınız sizi seviyor mu anlayabilirsiniz.

O zaman buyurun buradan yakın, ama sonunda ay ne kadar seviliyorum demek yerine canınız yanarsa sakın bana kızmayın..

1. Kendi isteklerinden sizin için feragat edebiliyor mu ?

Misal söz konusu kişi, kendi görmek istediği film yerine sizin görmek istediğiniz filmi izlemeye gidiyor mu ? Yoksa mütemadiyen onun istediği mekanlarda, zamanlarda, onun istediği şeylerle mi meşgul oluyorsunuz ? Sizi seven biri sürekli kendi isteklerini dayatmak yerine, kendi isteklerinden feragat edebilecektir. Tabii ki sürekli karşınızdaki insandan böyle bir fedakarlık bekleyerek öküze bağlamayın fakat ilişkide ki dengeyi bir gözden geçirin bakalım ortaya ne çıkıyor...

2. Sizin kendinizi nasıl hissettiğinizi önceliği olarak görüyor mu ?

Misal söz konusu kişi, çok eğlendiği bir partinin ortasında eğlenmeyi bırakıp başınız ağrıdığı için sizi eve bırakıyor mu ? Arkadaşınız kendi hayat mücadelesiyle meşgulken siz kendinizi daha iyi hissedebilin diye WhatsApp'dan yavru kedi videoları yolluyor mu , yada kendisinin keyfi yerindeyken sizin bir derdiniz olabileceğini hatırlayabiliyor mu ? Eşiniz gecenin bir yarısı rahat yatağından kalkıp size ağrı kesici almak için nöbetçi eczane arıyor mu ? Kısacası söz konusu kişi kendi içinde bulunduğu durumdan bağımsız olarak sizin kendinizi iyi hissedebilmeniz için eyleme geçiyor mu, sizi umursuyor mu ? Bir düşünün bakalım...

3. Size zaman ayırıyor mu ?

Sevgiliniz arkadaşlarından arta kalan zamanlarda mı sizinle görüşüyor ? Arkadaşınız kendi meşguliyetleri arasında sizin nasıl olduğunuzu soracak zamanı ayırıyor mu yoksa çok yoğundum arayamadım mı diyor ? Eşiniz işlerinin ve düşüncelerinin zihninde kapladığı yere rağmen size özel zamanlar yaratıyor mu ? Kısacası söz konusu kişi size ayırdığı zamanı bir öncelik haline getiriyor mu ? Sizin için önemli olan bir anda yanınızda oluyor mu ? Kısacası bir insanın sahip olduğu en değerli şey olan zamanda kapladığınız yer, aldığınız öncelik nedir bir kontrol edin bakalım...

4. Sınırlarınıza saygı gösteriyor mu ?

Arkadaşınız toplum içinde sizi zor duruma sokacak münasebetsiz şakalar mı yapıyor, samimiyetinizin zaman zaman sizi itin geri kalmış bölgeleriyle samimi hale soktuğunu mu hissediyorsunuz, yoksa arkadaşınız sizin rahatsız olacağınız durumların farkına vararak sınırlarınıza saygı göstermeyi mi tercih ediyor ? Eşiniz sevişirken sizi kendinizi sınırlarınızın ihlal edildiğini hissedeceğiniz şeylere mecbur bırakıyor mu, yoksa sınırlarınıza saygı mı gösteriyor ? Kısacası söz konusu kişi sizi rahatsız hissettirecek sınırlardan uzak duruyor mu ? Kendinizi huzursuz hissetmenize sebep olacak durumlara zorlanmış hissediyor musunuz ? İyice bir düşünün bakalım...

5. Sizi kusurlarınızla kabul ediyor mu ?

Sevgiliniz göbek yaptığınız için kendinizi kötü hissetmenize sebep olacak davranışlar mı sergiliyor ? Arkadaşınız zayıflıklarınız üzerinden sizi sürekli tahkir mi ediyor ? Eşiniz sabah dağınık saçlarla, fırçalanmamış dişlerle, aşırı sıcaktan ter içinde kalmışken size ne kadar güzel olduğunuzu söyleyip dudağınıza öpücük kondura biliyor mu ? Kısacası söz konusu kişi en kötü anlarınızda bile sizde ki özelliği görebiliyor mu ? Söz konusu kişi en kötü hallerinizde bile sizdeki güzelliği görebiliyor mu ? Bir hatırlayın bakalım..



Bütün bunların çoğunluğunu eyleme döken biri sizi seviyor demektir, bu eylemlerden uzak birinin size karşı hiçbir duygusu yoktur diyemem,belki sevmeyi bilmiyordur, ama sevmek fiilinden yoksun bu kişi herkimse, sakince yüreğinizdeki sevgiyi bir kenara bırakın ve yavaşça olay mahalinden uzaklaşın diyebilirim.

8 Eylül 2017 Cuma

Gözünüze sokmak istedim..

Düşünün, doğumunuzdan ölümünüze,çoğu zaman gün ışığı görmeyen, tel bir kafesin içine tıkılıyorsunuz, ayaklarınız tel demirlere basmaktan, arasına takılmaktan, kimi zaman kangren oluyor,hatta kopuyor, her zaman yaralanıp acıyor, her doğurganlık döneminizde zorla çiftleştirilip çocuk yapmaya zorlanıyorsunuz, sağlıksız koşullar yüzünden bebeklerinizin yarısı telef oluyor, hiç bir sağlık hizmeti almıyorsunuz, gözleriniz iltihaplı veya görmez hale gelmiş,dişleriniz dökülmüş, üzerinize hiç su değmemiş ve hiç güneşli bir günde çimenlere yayılmamışsınız,başınız bir kere okşanmamış, saçlarınız birbirine dolanmış öyle ki cildiniz yara içinde, kendi yaptığınız tuvaletin içinde yaşamaya mahkumsunuz...


İşte bu kabus gibi senaryoyu, ölmek üzereyken kafeslerinden alınıp çöpe atılan, yavru köpek fabrikası sakinleri sürekli yaşıyor...

Üretim için tutulan köpeklerin ahvali bu.

Gözle görünce bile aklın almadığı bir vahşet resmen.

Bu yavru fabrikaları dünyanın her yerinde mevcut ne yazık ki, ülkemize buralarda üretilen yavrular çoğunlukla Romanya, Bulgaristan, Gürcistan, Rusya gibi ülkeler üzerinden kaçak sokuluyor,ya tırların gizli bölmelerinde, yada uyuşturulmuş halde valizlerde... birde tabii direk ülkemizde üretilenler var ki, onların da hali içler acısı.                 
Peki buradan gelen yavrulara ne oluyor derseniz, o pet shop vitrinlerinde sıra sıra gördüğünüz yavrular bunlar işte, muhtemelen sorduğunuzda pet shop sahiplerinin asla kabul etmeyeceği gerçek bu, size sahte karneler ve aşı bilgileri, veterinerden sağlık raporu falan göstererek yalan söylemekte sakınca görmeyeceklerine emin olabilirsiniz, eve götürüp, sevip, kalbinize aldığınız yavru yüksek ihtimalle gençlik hastalığından öldüğündeyse, ya ne olacak yenisi verelim derler, yada bizdeyken hasta değildi derler, en beteri de üzerine biraz daha para verin daha güzel bir yavru verelim size bile derler.

Sürekli olarak pet shoplardan yavru kedi, köpek almayın dendiğini duyduğunuza eminim, nedenini fotoğraflarıyla gözünüze sokmak istedim.

Hatta bu tarz satış yapan dükkanlardan evcil hayvanınız için gerekli malzemeleri temin etmekten bile sakının, bu zalimliği hiç bir şekilde desteklemeyin, şahit olduğunuz bu tarz mekanları gerekli yerlere şikayet edin, elbette ülkemizde bu işi hakkıyla yapan bir kaç üretici var, ama gerçekten bir kaç tane, o yüzden yavru alırken araştırmanızı çok iyi yapın, hatta mümkünse satın almayın sahiplenin.



27 Haziran 2017 Salı

Ellerime Teşekkürler


Teşekkürler,
Tutmadınız içimde kalanları, bazen siyah beyaz, bazen rengarenk döktünüz kağıtlara,bazen mutlu sonlar yazdınız en acı hikayelere, çocukça bir masumiyetle tutundunuz satırlara.


Bazen aldığınızla, bazen verdiğinizle yüzlerde gülümseme oldunuz.


Teşekkürler,
Hiç bir dostun elini bırakmadınız ve son nefeslerinde sevdiklerinizin, teşekkürler ikea talimatlarıyla başa çıkabildiğiniz için...


Teşekkür ederim kalbimin üzerinde durduğunuz için, ve yüreğimi avucunuzda tutmaya korkmadığınız için...


Teşekkürler ruhumu özgür bıraktığınız için, çektiğiniz her fotoğrafta, yaptığınız her resimde ve tasarladığınız her şeyde.


Teşekkürler birinin sizi tutmasını beklemediğiniz için...


Vurduğunuz her kadehe, sildiğiniz her yaşa teşekkürler.


Öğrenmekten yorulmadığınız için teşekkürler.


Teşekkür ederim yalansız yaşamınıza, teşekkür ederim riyasız el sıkışlarınıza, yaranızdan, derdinizden, yalnızlığınızdan şikayet etmediğiniz için teşekkürler.


Okşadığınız her çocuk başı için, doyurduğunuz her varlık için teşekkürler.


Sizinle ne verdiysem benimle gelir mi bilmem, bunun hesabını tutmadığınız için teşekkürler.


Dayanamayacağınız yükleri üzerinize bindirdiğimde kaçmadığınız için teşekkürler.


Dilerim düşmeyin hiç bir zaman güçten, ve dilerim muhtaç olmayın, ve yinede tutulun sevgiyle.


Çünkü siz alkışla kutlarken, yada öpülürken aşkla veya minnetle, hiç şımarmadınız ve nankörlük etmediniz, ve hiç yalan söylemediniz hissettikleriniz üzerine...


Çoktan bir teşekkürü hakettiniz.


Gücünüzü nereden aldınız bilmem, ama sizi siz yapan her şeye ve herkese teşekkürler.