3 Ocak 2020 Cuma

Erkek Çocuk Yetiştirme Kılavuzu

- Erkekler neden ağlamalı ?

Bir çoğumuz erkekler ağlamaz dendiğinde, olur mu canım erkeklerde ağlar diyoruz belki, peki neden ağlamaları gerek bu erkeklerin...
Çünkü onlarında insan olmaya hakkı var, kız çocuklarımızı genel manada  duygularıyla kabullenirken, erkek çocuklarımıza hislerini saklamayı öğretiyoruz, bir nevi robotlaşmayı teşvik ederek insan olmanın bir yetersizlik olduğu mesajını veriyoruz, bunun yerine tam olarak ne hissetiklerini ifade etmelerini teşvik etmemiz gerekiyor, erkek çocuklar korkuyorum, kızgınım, kırgınım, üzgünüm diyebilmeli, bunu anlayıp, ifade edebildikçe, duygularıyla nasıl başa çıkabileceklerini de öğrenecekler, duygularını bastırıp anlayamadıkça bu hislerle başa çıkış biçimleri ilerde şiddet ve öfkeye dönüşecektir. Onlara insanın bir çok duygusu olduğunu bunları hissetmenin insan olmanın bir parçası olduğunu ve bu duygularla pozitif bir tutumla başa çıkmanın yolunu gösterin, kendini anlayamayan ve yaşayamayan insanın kafa karışıklığı ve öfke sorunu yaşaması hiç şaşılacak bir son olmaz öyle değil mi ? Farkındalık ise insanın kendi duygularıyla başa çıkabilmesinin ilk adımı.

- Bırakın pembe giysin.

Erkek çocuklarımızın kendini ifade ediş biçimlerine sürekli müdahale ediyoruz, sanki daha az erkek olmalarından korkar gibi, sanki değil daha az erkek olacaklar diye resmen ödümüz kopuyor !
Bu korkuyla yetiştirilen her erkek çocuk beklentileri ne kadar karşılarsa karşılasın bir yetersizlik duygusu ile yetişiyor, ne kadar ' erkek ' olursa olsun kendisiyle ilgili yetersiz, erkekliğe uygunsuz bulunan şeyleri fark ettikçe sonu ne oluyor bilin bakalım, yine şiddet, yine öfke, yine başa çıkmak için çeşitli bağımlılıklar.
Bir erkek çocuğu pembe seviyor diye daha az erkek olmaz, bebeklerle oynamak istiyor diye zayıf karakterli olmaz, ben çocukken bebeklerle oynamayı hiç sevmezdim, arabalarla oynamayı severdim, büyüyünce erkek olmadım, lezbiyen olmadım, yada daha az kadın olmadım, erkek çocuklarınızı daha az erkek olacak korkusuyla yetiştirip kendi tercihlerinin erkekliğe uymadığı mesajını vererek çocukların psikolojisini bozmayın, bırakın pembe giysin canı istiyorsa. 

- Bir hakaret ediş biçimi ' kız gibi '

Kız gibi ağlama
Kız gibi oynama
Kız gibi vurulur mu o topa ?

Asla ve asla erkek çocuklarınıza bu tarzda yaklaşmayın, arkadaşlarının yada öğretmenlerinin bu şekilde tutumlarını fark ederseniz mutlaka düzeltin. Kız çocuklarının erkek çocuklarından aşağı olduğu mesajını veren hiç bir davranışın yanında durmayın. Kadınların defolu ve eksik olduğu anlayışıyla insan yetiştiremezsiniz.

- Hayır belki, belki evet demek değil.

Oyun oynarken kişisel alanımıza saygısızlık gösteren erkek çocuklara fazlasıyla müsamaha gösteriyoruz çoğu zaman, oyunun tadı küçük kardeş için kaçtı mesela, abi hayır, yapma, dur diyor lakin ebeveynleri abisidir yapar, kardeşidir yapar diyerek durumu geçiştiriyor, halbuki bu durumlar çocuklara bazı kelimelerin anlamını öğretmek için en ideal zamanlar, biri hayır dediğinde durmayı, karşısındaki kişinin kişisel alanına ve bedenine saygı duymayı mutlaka öğretmek gerekiyor, birinin abisi olmanın, kardeşi olmanın, kocası, sevgilisi yada babası olmanın o insan bedeni üzerinde sizi hak sahibi kılmadığını öğretmek gerekiyor.
Hayırın hayır demek olduğunu ve herkesin hayır demeye hakkı olduğunu mutlaka öğretmeliyiz.

- Kızlar bir yana, erkekler bir yana, şimdi sabaha kadar dans !

Kadınlar ve erkekleri iki farklı ırk gibi gruplandırma alışkanlığına karşı gelin, erkek çocuklarınızı kız erkek karışık aktivitelere yönlendirin, ancak bu şekilde arkadaşlığı, saygıyı ve birlikte hareket edebilmeyi öğrenebilirler.

- Bir yumurta kıran olsa da yesek.

Erkek çocuklarınızı kendilerine yetebilecek şekilde yetiştirin, çocuklarına bakabilecek şekilde yetiştirin, artan yemekleri sokakta ki kedilere, köpeklere götürmeyi akıl edebilecek şekilde yetiştirin, kendi karnını doyurabilmeyi, kendi temizliğini ve bakımını yapabilmeyi öğretin, böylece yalnızca daha özgür, kendine daha güvenli bireyler yetiştirmekle kalmaz, kadınları kendine borçlu ve yükümlü sanan erkekler de yetiştirmemiş olursunuz. Böylece belki ' kadınlık ' görevini yerine getirmiyor diye kafası gözü patlayanların sayısı azalır.

- Biraz sohbet , biraz kitap nelere kadir.

Erkek çocuklarımızla konuşmuyoruz fark ettiniz mi ? Kız çocuklarımızla duygularımızı düşüncelerimizi paylaşırken erkek çocuklarımıza mesafe koyuyoruz, sonra oturup erkeklerle neden bir şey paylaşamıyoruz, neden konuşamıyoruz diye düşünüyoruz. Çocuklarınıza kitap okuma alışkanlığı aşılayın, kelime dağarcıklarının ve bakış açılarının genişlemesine destek olun.

-Göster oğlum amcalara.

Pipisini madalya gibi orada burada teşhir ettirmeyin çocuğunuza, pipi sahibi olamaya gereksiz anlamlar yüklemesine sebep olmayın, ( böylece toplu taşımada sıkışmış insanlar arasında sadece penis sahibi oldukları için yayıla yayıla oturma hakları olduğunu da sanmazlar).  Özel bölgelerini birilerine göstermek bir çeşit çocuk istismarıdır unutmayın, pipisine, pipisinin boyutuna, pipisinin işlevine takıntılı çocuklar yetiştirmeyin, çocuklarınıza kendi bedenleri ve karşı cinsin bedeniyle ilgili doğru eğitimi siz verin. 

- Gerçek erkekliği balla börekle besleyin.

 Taciz, tecavüz, şiddet olaylarına tepki gösterin tarafsız kalmayın, ailesini seven, onlara sahip çıkan, sevgisini gösterebilen, çalışkan, güçlü karakterli erkekleri övün, erkek çocuklarına herkes için yanlışa, haksızlığa karşı durabilecek öz güveni ve sesi vererek yetiştirin. Ağaçlara tırmanmalarına da , spor yapmalarına da, heyecan duydukları konular her ne ise öğrenmelerine, tecrübe etmelerine de müsaade edin. 




14 Ağustos 2019 Çarşamba

21 Günlük Stalk Diyeti



Eski sevgilinizi unutamıyor, platonik aşkınızı aklınızdan atamıyor, hayatınıza yeni giren insana odaklanmakta zorlanıyor musunuz ?

Çok normal, çünkü bu insanlar sosyal medya hesaplarıyla o kadar ulaşılabilir, takip edilebilir ki, sizde merakınıza, nefsinize yeniliyor sosyal medya hesaplarını didik didik ediyorsunuz.

O zaman buyurun 21 günlük stalk diyetine..

Bu diyetin kuralları çok basit, 21 gün boyunca söz konusu kişinin hiç bir sosyal medya hesabına hiç bir şart altında bakmıyorsunuz, bu kişi hakkında arkadaşlarınızla, çevrenizle konuşmayı bırakıyorsunuz.

Peki 21 gün sonunda ne oluyor derseniz, 21 gün sonunda beyniniz aslında bu kişi veya kişilerin sizin hayatınızın gerçek bir parçası olmadığını fark ediyor, yani siz her gün bu kişiyi tek taraflı olarak hayatınızın, düşüncenizin bir parçası haline getirince, tek taraflı eyleminizi bünyeniz bir etkileşim gibi algılayıp, kafanızın içinde sanal bir ilişki yaratmış oluyor, ne zaman ki bu alışkanlığı bir kenara bırakıp gerçek hayatınıza ve önünüzdeki gerçek ihtimallere konsantre olmaya başlıyorsunuz o zaman aklınızda ve ruhunuzda detoks başlıyor, kafanız, içinde olmadığınız bir yaşam üzerine kendini yormaktan kurtuluyor.

Aklınız özgür kalırsa, kalbiniz onu takip eder unutmayın.



Eğer sahte hesaplar açarak bir kişiyi takip ediyorsanız,
Takibiniz esnasında gördüklerinizden duygu durumunuz etkileniyorsa,
Neredeyse saat başı malum kişi veya kişilerin güncellemelerini kontrol etmeden rahat edemiyorsanız,
Malum kişinin listesindeki kişilerle bile iletişim kurma yada onları da kontrol etme ihtiyacı duyuyorsanız.
Arkadaşlarınızla malum kişi veya kişilerin sosyal medya hesaplarında gördükleriniz üzerine konuşuyorsanız, acilen detoksunuz gelmiş demektir, 21 günlük stalk diyetinize en kısa zamanda başlayın !


10 Ağustos 2019 Cumartesi

bir temiz kalburüstü dayak...

Eminim sizde çevrenizde eğitimli, eli ekmek tutabilecek beceriye sahip, modern aile yapısından gelmesine karşın eşinden, sevgilisinden dayak yiyen kadınlara denk gelmişsinizdir. Bu kadınların eşlerini, sevgililerini terk etmemelerine anlam veremeyip kafanız karışıyorsa, bir kadın bu durumu bile isteye neden tercih eder size onu anlatacağım.

Ekonomik özgürlüğü, eğitimi, aile desteği olmayan kadınlar her gün şiddete kurban giderken, öldürülmemek için resmen savaş verirken, kalburüstü kadınlar şiddete neden razı olur, kendileriyle aynı imkana sahip olsa kaçıp kurtulacak hemcinslerine rağmen maddi manevi şiddet gördükleri bir yaşamı neden kabullenirler, işte size onu anlatmaya çalışacağım. Yani bu yazı ölüm korkusundan, gerçek çaresizliklerden şiddet içinde yaşayan, kurtulabilmek için insan üstü savaşlara girişen kadınlar ile ilgili değil.

Koca = Kolay para

Bazen kadınlar kurban rolünü üstlerine öyle bir giyerler ki kendilerine çıkış yolu bulmaktansa zayıflığı kabul etmenin rahatlığına teslim olurlar, maddi manevi ayakta durabilme savaşına girmektense yedikleri dayağı parayı dert eden taraf olmamanın sorumsuzluğu yada yaşamsal maddi rahatlıklar ile takas ederler.

Vicdan azabı = Kazanç

Çoğu erkek şiddet uyguladıktan sonra duyduğu içsel huzursuzluğu dindirebilmek için bir süre daha bonkör, yada daha sevgi dolu davranabilir, tabii bir daha ki şiddet olayına kadar, bu durumda kadın yediği dayaktan sonra kocasının gösterdiği pişmanlıktan, sunduğu ilgiden nemalanmaya başlar, misal dayaktan sonra ki gün bir kadına vicdan azabı çeken kocası hediye alabilir, eline para verebilir, şefkat göstermeye başlayabilir, bu durumda kadın gördüğü şiddeti neticesinde kazançlı çıktığı bir olay gibi algılamaya ve durumu manipüle ederek kullanmaya başlayabilir, kocasına karşı olaylar ve hatta çocuklar üzerinden vicdan azabı çektirerek kazanç olarak gördüğü şeyleri elde etmeye alışabilir.

Böylece çığ gibi büyüyen, ufaktan başlayıp tehlikeli boyuta gelebilen bir sarmalın içine düşer.

Ben bırakırsam başkası kapacak...

Kadınların çektikleri ne olursa olsun eşlerini yada sevgililerini başka birine yar etmeme psikolojisi çok takıntılı bir hal alabilir. Gördüğü şiddete rağmen kocası yada sevgilisi için, ya gidip başkasıyla mutlu olursa diye düşünmekten kendi içine düştüğü mutsuzluğu göremeyen kadın çoktur.

Beni tercih etsinde ne olursa olsun...

Bazen en çok dayağı metresler yer, neden derseniz bu kadınların kendine saygısı o kadar yerle bir olmuştur ki bütün değerlerini bir adamın kendilerini mi yoksa başka bir kadını mı tercih edeceği mevzusuna bağlarlar.

İnsan olarak kendini değersiz görmek, kadın olarak ise kendini yetersiz hissetmek şiddete razı gelmeye şüphesiz ki sebep olur, hele kendi değerinizi bir erkek tarafından tercih edilip edilmeme üzerinden hesaplarsanız.

Netice itibariyle kadın içine düştüğü bu kısır döngüden çıkmadığı her gün, şiddetin sıklığı ve derecesi sistematik olarak artacak, kadın öz güvenini, kişiliğini ve doğru düşünebilme yeteneğini git gide daha çok kaybedecek, çare bulmaktansa tercih etmiş olduğu bu yaşamı çevresiyle paylaşmaktan imtina edecek, git gide yalnızlaşacak, yalnızlaştıkça kara deliğin içine iyice çekilecek, zincirini kırmadığı her gün kendinden bir şeyler kaybedecek. 

Bu durumun içine düşmüş her kadına, bundan kurtulacak gücü ve cesareti diliyorum, umarım kendi değerinizi geç olmadan fark edersiniz.




3 Nisan 2019 Çarşamba

Leaving Neverland 'den Hemen Sonra...

Saat : 01.40

Az evvel, 4 saatlik Leaving Neverland belgeselini bitirdim; şuan duygularım çok yoğun ve kelimelerimi yıkılmış bir binanın harabeleri arasından toplamaya çalışıyor gibiyim.

Ama bu yazıyı ilk hislerimi yansıtır şekilde yazmayı kendimce uygun buldum, herhalde kendime eziyet etmeyi seven bir tarafım var, çünkü sabah erken saatte kalkıp koşturmam gereken milyon iş var aslına bakarsanız...

Herkesi uyarıyorum ilerleyen satırlar belgesel ile ilgili ciddi spoiler içerecek ve hatta herkese belirtmeliyim okumadan Leaving Neverland'i izleseniz belki daha doğru olur.

Michael Jackson benim neslime çok şey ifade eder, sadece müzik tarihinde yeri dolmaz bir yetenek olduğu için değil, temsil ettiği, ilham kaynağı olduğu şeyler içinde, barış, sevgi, yardımlaşma, hepsinden de öte hiç büyümeyen bir çocuk olmanın, her zaman bir çocuk saflığı ve iyiliğiyle yaşamanın ilhamı adına çok şey ifade eder.

MJ sevenler onu gerçekten sever, hiç tanımadıkları halde, sadece sanatıyla değil, ona inanarak sever, temsil ettiği hayali sever.

Ben mesela Picasso' yu yada Dali'yi insan olarak ne takdir eder, ne sempati duyarım, fakat her ikisininde sanatına hayranlık duyar ve el üzerinde tutarım, ilham bulur ve zevk alırım, yani onlar iyiymiş, kötüymüş. benim için sevimliymiş, sevimsizmiş bunların durumla alakası yoktur, üstelik tecrübemle sabittir ki sanatçılar çoğu zaman ortaya koydukları sanat kadar sağlam olmaz ve yüzde yüz bağdaşmazlar, bu benim eskiden beri gözlemlediğim, kabul ettiğim ve normal bulduğum bir durumdur.

Ama konu MJ olunca, Leaving Neverland'i izlemek, benim neslimden onu bana benzer duygularla algılamış bir çok kişiyi beni yaraladığı gibi yaralayacaktır.

İlk olarak tamamen saf çocuksu MJ artık olmayacak ki Peter Pan olmak isteyen değil, birinin olabileceğine inanmak isteyenler için büyük kayıp...

İkinci olarak, üzerine bir suçluluk duygusu çökecek, yıllar boyu gözünüzün önünde olan bir şeye bakmayı, gerçeği görmeyi reddettiğiniz için.

Bu belgesel aslında bir MJ belgeseli değil, bu tacize uğramış insanların iyileşmeye çalışmasıyla ilgili bir hikaye ve aynı şeyleri yaşamış bir çok şimdiki yetişkine yardımcı olabileceğini düşünüyorum, psikolojisi çok iyi ifade edilmiş, yalnızca taciz kurbanlarına değil ailelerine de yardım edebilecek bir belgesel.

Ben her zaman kendisiyle kavgasını kazanan insandan daha büyük kahraman olamaz diye düşünüyorum, MJ'e pedofil olduğu için kızamazdık eğer kendi doğasına, hastalığına, artık adına ne derseniz, karşı durmuş ve kimseyi incitmemiş olsaydı.

Fakat incitiş biçimi ruhen, sokaktan geçen herhangi birinin size tecavüz etmesinden çok daha beter ve yıkıcı, demek istediğimi anlamak için belgeseli izlemelisiniz.

Keşke MJ yaşarken suçuyla yüzleşmiş olsaydı, oda kendisini bu hale getiren duygularını ve yaşanmışlıklarını bize anlatabilseydi de gerçeğin öbür yarısının iç yüzünü de anlayabilseydik, nedenini bilmek o nedenle başa çıkmak için bir yolsa, belki oda nedenleriyle başa çıkmak için birilerine örnek olabilirdi.

Sabaha karşı benim elimde kalanı sorarsanız, şu satırların dışında, gerçeği görecek aklım varken ve içten içe gerçeği hissederken, görmezden gelmek ne kadar rahatlatıcı olsa da , bunu yapmamam gerektiği, konu ne olursa olsun, hatta bu durumda ki gibi elimden bir şey gelmeyecek bir olay bile olsa, birde sanatını MJ'den ayırarak sevmeyi öğrenmem gerekecek.

Tüm bunlardan sizin elinize ne kalmasını istediğime gelirsek, şu anda çevrenizde bir çocuk, çok iyi insan dediğiniz, o asla yapmaz dediğiniz, ona çok güveniyorum dediğiniz, hatta çocuğun örnek aldığı ve çok sevdiğini söylediği biri tarafından taciz ediliyor, çocuklarınız için en yakınlarınıza karşı bile gözlerinizi açık tutmaya mecbursunuz, çocuklarınız için kafanızı çeviremeyeceğiniz en önemli gerçek bu...

Ve eğer çocukken başınıza böyle bir şey geldiyse, bilin ki sizin suçunuz değildi, karışmış kafanız ve duygularınız da sizin suçunuz değil, lütfen yardım almaktan çekinmeyin, başınıza gelenler bütün hayatınızı esir almasın.




15 Mart 2019 Cuma

sınırdaki ip

Yüreğinizde ki acı o kadar dayanılmaz oldu da, elinizi göğüs kafesinize sokup kalbinizi söküp yola öyle devam etmek istediniz mi hiç ?

Kendinizi merserize kazaktan sarkan ip misali, biraz çekilse sökülüp gidecek kadar sınırda hissettiniz mi ?

Söküp atmak istediğiniz yürek
Sökülüp gitmek istediğiniz zamanlar...

Birini tutup, diğerini dikmek, hayatta ki en gerçek şey.
En saf, en temel, en insan şey...

Gerçek olabilmek, insan olabilmek.

Emzikle avunan bebek gibi yaşamaktansa büyümek gerçek olacak kadar, sevilmekten çok sevebilmeyi dileyecek kadar büyütmek kalbini, gözlerini başkalarının acılarını görebilecek kadar büyütmek, parmağını sıyırıp yaygara tutturmaktan geçip, büyük acıların sessizliğini fark etmek, vazgeçmek istemediğiniz insanlar sizsiz nefes alırken, onlar hayatta değillermiş gibi yapabilmek, canınızın bir parçasını toprağa verip, ardından yediğiniz ilk yemeğin anlamsızlığında dünyanın yalanlığını düşünürken vicdanen rahat olabilmek, kimsenin altında kalmak istemeyeceği yüklerle dolu bir kadere gönüllü olmak gerektiğinde insanların hayatınıza özenmesini istemenin çocukluğundan, özenilecek kadar insan olmanın zarifliğine aymak, büyümek...

Biraz avuntuya, bir avuç kalabalığa, rahata, gibi gibi yapmaya, zaman zaman hava atmaya ruhunu satmamak...

Zaman gelip de duygularınız sizi boğar, hiç bir şey hissedemeyecek kadar uyuşursanız, teslim olmayın manasızlığa, sabredin gerçek, doğru renklerinizi yeniden görmek için.

Sağ çıkma ihtimaliniz olmayan yaşamda başka türlüsüne değer mi ?

10 Şubat 2019 Pazar

Bir Cennet Var Ki Gönlün Kadar


   Bir an için tüm endişelerden özgür, sonsuz bir huzur ve güvenle, tüm varlığı ile sevgiye teslim olanlar, aşkın koynunda uykuya dalıp, rüyaya uyananlar, işte o cenneti bir kez tadanlar ki onları başka cennetler avutamaz artık, işte o cennetlikler ki onlar cehennemi bile cennette gibi yaşayacak ilhamı bulurlar, dünyada bir nefes çekmektir ki bu cennetin havasından, o kokunun özlemiyle, o nefisten arınmış nefesin peşinde ölüme kadar ve ölümden sonra dahi koşarlar.

   O benlikten sıyrılmış bütünlükte, o birlik ve genişlikte, o zihin susturan huzurda geçebilir sonsuzluk ancak bilirler, parçası oldukları bütüne hayran, sorgusuz ama bilgece var olmayı arzularlar, aşktır ki o bir kez, bir an gerçekten duyulmuş olsun herhangi birine veya  herhangi bir şeye, ve karşılıklı paylaşılmış olsun büyüsünün sıcaklığı, sonsuza kadar peşinden gelirde, sonsuza kadar değiştirir ruhunu, kendinden geçte kendini bul diye... 

   Tarumar etmişte olsan evini geri dönecek gücü bul diye, denize kavuşan nehirler gibi, taşlı sapa ve hatta yanlış yollardan sonra, suda yanan yangının ilacına varacak gücü bul diye. Velhasıl kelam iki cihanda da herkesin cenneti de cehennemi gibi kendi gönlü kadar. 

9 Şubat 2019 Cumartesi

Mevlana'dan az bulunan çeviriler.






 Mevlana'nın yabancı dillerde karşıma çıkan, fakat Türkçe olarak bulmakta zorlandığım bazı şiir ve sözlerini sizler için elimden geldiğince çevirmeye çalıştım, umarım bu hafta sonu kahvenizin sakinliğinde bu yazının keyfini çıkarırsınız. Kaynak :  Coleman Barks / John Moyne - the essential Rumi